Ann Patchett

Amerika’nın önemli yazarlarından biri olan PEN/Faulkner ödüllü Ann Patchett’in yeni romanı ‘Hep Beraber’, geçtiğimiz Ekim’de Hep Kitap’tan çıktı. Patchett’in anne-babasının boşanmasından aldığı ilhamla yazdığı romanın oldukça kişisel olduğu söylenebilir. Yazarlık kariyerine 10 roman ve pek çok ödül sığdırmış olan Patchett, yarı-otobiyografik bir roman yazmanın nasıl bir tecrübe olduğunu bizlerle paylaştı.

Fotoğraf: Melissa Ann Pinney

Son romanınız ‘Hep Beraber’, iki boşanma ve bir evliliği takiben iki ailenin ister istemez bir araya gelmesini konu alıyor. Bu gibi durumlara daha önce yazdığınız romanlarda da farklı şekillerde rastlamak mümkün. Bu konuya ilginiz nereden kaynaklanıyor?

Sanırım bunun kaynağı bilinçaltım. Bu tarz konuları tekrarlamam aslında bilinçli olarak yaptığım bir şey değil; bambaşka bir şey yazdığımı düşünürken, bir bakıyorum ki yine aynı konuya geri dönmüşüm. Bu durumun farkına vardığımdaysa, ardında yatan sebepleri incelemeye karar verdim ve sonunda bunun kişisel deneyimlerimden kaynaklandığı sonucunu çıkardım.

‘Hep Beraber’ yarı-otobiyografik bir roman. Bununla birlikte önceden yazdığınız ‘Bel Canto’, Güney Amerika’da bir ülkede, bir rehin alma esnasında gelişen olayları ele alıyor; dolayısıyla belki de daha kurgusal sayılabilir. Bu iki romanı düşündüğümüzde, “Bildiğini yaz” deyişi sizin için ne derece geçerli?

Araştırma yapmayı, bir şeyler uydurmayı ve kendi deneyimlerimin dışına çıkmayı çok seviyorum ama yazdığım her şey neticede benim kafamdan çıkan şeyler. Örneğin geriye dönüp baktığımda, ‘Bel Canto’daki rehin alma durumunun da aslında iki farklı ailenin aynı evde sıkışıp kalmasıyla sonuçlandığını görüyorum. Sanırım esas değişen şey yaşlandıkça insanların beni nasıl gördüklerini pek de umursamıyor olmam. Kısacası hem bildiklerimi hem de hayal ettiklerimi yazıyorum. Anlayacağınız bu sorunun tam da kesin bir cevabı yok.

Romanınız 10 farklı karakterin etrafında dönüyor ve tüm bu karakterleri yakından tanıma fırsatını buluyoruz. Yazarken kendinizi kime daha yakın hissettiniz? Sizi en çok zorlayan karakter kimdi?

Kendimi en yakın hissettiğim karakter Albie idi; kitabı pek çok açıdan onun hikayesi olarak gördüm. Herkes Albie’nin korkunç biri olduğunu düşünüyordu fakat o yalnızca küçük bir çocuktu. Açıkçası karakterlerimin hiçbirini yazarken zorlanmadım; asıl zor olan onlara isim koymaktı.

Bir röportajda, tüm hayatınızı ‘Hep Beraber’i yazmaktan kaçarak geçirdiğinizi söylemiştiniz. Peki ne değişti de sonunda bu romanı kaleme alabildiniz?

Bu da yaşlanıyor olmamdan kaynaklanıyor. Eskiden hayatımla doğrudan bağlantısı olan hikâyeler yazmanın hile yapmak olduğunu düşünürdüm ama artık önemli olanın yazabildiğinin en iyisini yazmak olduğu kanısındayım. Buna karşın ‘Hep Beraber’i daha önceden yazmaya kalkışmadığıma memnunum zira o zaman elimdeki tüm malzemeyi tüketmişim gibi hissedecektim.

Çehov’un silah kuralını biliyorsunuzdur: Hikâyenin ilk bölümünde silah varsa, son bölümünde biri vurulacaktır. ‘Hep Beraber’de asla kullanılmayan bir silah var; ateş almamasına karşın birisi yine de trajik bir şekilde hayatını kaybediyor. Bu sahneleri yazarken Çehov’un kuralı aklınızda mıydı?

Çehov’la biraz oyun oynadığım söylenebilir. Fakat aynı zamanda, muhtemel bir tehlike hissiyatı yaratan silahların ateşlenmediklerinde bile bir tehdit oluşturabileceklerine dikkat çekmeye çalışıyordum.

Ünlü bir yazar olan Leo Posen karakterini yaratmak nasıl bir deneyimdi? Onu ortaya çıkarırken nelerden esinlendiniz?

Leo Posen, yüksek lisansımı yaparken okuluma yolu düşmüş tüm yaşça büyük, ünlü, beyaz erkek yazarların bir karışımıydı. Okurlarımın çoğu Leo’yu oldukça itici bulduklarını söylediler, fakat ben onu biraz da olsa sevdiğimi ve anladığımı söylemeliyim. Kaldı ki Leo, benim başka insanların hikâyelerini yazarken duyduğum korku ve endişenin bir parçası –her ne kadar, romanımdaki hikâyeler tam olarak kendi aileme ait olmasa da.

Franny, Leo ile tanıştığında kelimenin tam anlamıyla edebi kahramanıyla tanışmış oluyor. Peki ya siz, edebi kahramanlarınızla tanıştınız mı, yoksa yazarlarla eserlerini birbirlerinden ayrı tutmayı mı yeğlersiniz?

Doğrusu, kahramanlarımın pek çoğuyla tanıştım: John Updike, Margaret Atwood, Elizabeth Strout, George Saunders… Açıkçası eserlerini sevdiğim kişilerle tanışmaktan her zaman keyif almışımdır.

Bu arada Parnassus Books adlı kitabevinin de sahibisiniz. Bir deneme yazınızda bağımsız kitabevlerinin yerel halk tarafından sahiplenildiklerini ve tekrar güçlenmeye başladıklarını anlatmıştınız. Kindle ve zincir mağazalar çağında yaşadığımızı düşünürsek, sizce bunun sebebi nedir?

İnsanların ziyaret etmekten keyif aldıkları mekanlara ihtiyaçları var; Parnassus’a aileleriyle ve köpekleriyle geliyorlar, burada saatlerce kalıp, arkadaşlarıyla kitaplar üzerine konuşuyor, yazarlarla tanışıyor, çocuklarını hikâye saatine getiriyorlar. İnsanların böyle samimi yerlere ihtiyacı var ve bu tarz mekanların var olmasını istiyorlarsa, kitap satın alarak buraları desteklemeleri gerektiğinin de farkındalar.

Peki, okumanız gerektiğini düşündüğünüz ama henüz elinize almaya fırsat bulamadığınız klasikler neler?

Çok fazla var ve hepsini saymak saatler sürebilir. Mesela ‘Savaş ve Barış’ı da ‘Niteliksiz Adam’ı da okumadım. Anthony Trollope da hiç okumadığım yazarlardan. Ayrıca Proust’u da bitirmedim. Geçen akşam kitabevimde bir etkinlikte tanıştığım bir çift bana oğullarından bahsediyordu; bir noktada, “Oğlumuzun sorunu şu ki, yazılan her şeyi okudu,” dediler. Ben de “Güvenin bana, okumadı,” dedim.

Geçtiğimiz Mayıs, The New York Times’da, 2017’de çıkan iki kitap tavsiyesinde bulunmuştunuz: Weike Wang’in ‘Chemistry’si ve Lisa Ko’nun ‘The Leavers’ı. Artık 2017’nin sonuna geldiğimize göre, bu sene çıkan kitaplardan başka hangilerini tavsiye edersiniz?

Şu anda Gregory Boyle’ın ‘Barking to the Choir’ adlı kitabına kafayı takmış durumdayım. Bir de Andrew Sean Greer’ın ‘Less’ adlı romanını çok sevdim.

Parnassus Books haricinde en sevdiğiniz kitapçılar neler?

O kadar çok var ki! Michigan’daki McLean & Eakin, Florida’daki Books & Books, Mississippi’deki Square Books ve Kaliforniya’daki Book Passage’ı çok seviyorum.

Son olarak, sırada ne gibi heyecan verici projeleriniz var?

Yaşadığım yer olan Nashville üzerine kısa bir kitap yazdım. Onun dışında seneye bu tarihlerde bitirmeyi umduğum bir roman yazıyorum. Daha sonra da, oy kullanma üzerine kurgu dışı bir kitap yazacağım.

 

 

 

 

.

 

 

Tags from the story
,
More from Zeynep Sen

Neşe Türkeş: Çocuklar İçin Müzikli Masallar

Neşe Türkeş çocuklara müzik kültürü, tarihi ve insan hakları gibi konuları öğreten...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir