Federico Babina ile ‘Archiwriter’ Üzerine

İspanyol mimar ve sanatçı Federico Babina, farklı sanat dalları arasında keşfedilmesi gereken bağlar olduğuna inanıyor; tam da bu nedenle dünyanın en değerli edebiyat eserlerinden bazılarını mimari illüstrasyonlara çevirdiği bir seri oluşturmaya karar veriyor. Serisinin adını ‘Archiwriter’ koyan Babina, Hokkadan ile edebiyat, sanat ve mimari arasında kurduğu ilişki üzerine sohbet ediyor.

Archiwriter serisinde mimari ve edebiyat arasında nasıl bir diyalog kurmaya çalıştın? Yaratıcı sürecini biraz anlatabilir misin?

Okumayı çok sevdiğimden illüstrasyonlarımda kitaplardan ve edebiyattan bahsetme fikri ilgimi çekiyordu. Öncelikle, roman metinlerinin tematik altyapılar üstüne kurulu olması fikrinden yola çıktım. Edebi yapısı romanı desteklerken, anlatım stili onu tanımlar. Siz de bu yapının içine girer, etrafa bakınıp içerideki tüm o minik detayları keşfe koyulursunuz. Bu, bir binayı keşfe çıkmakla hemen hemen aynı his. Kısacası Archiwriter’da, kitaplardaki karakterlerle, yazarın estetiğini mimariye dönüştürmeye çalıştım. Metni üç boyutlu bir yapı olarak gördüm ve illüstrasyonlarımı yaparken mimariyi yazmaya ve kitabın hikâyesini de inşa etmeye çalıştım. Aynı zamanda kitaplardan alıntılar da kullandım. Bu alıntıları binaların birer parçası haline getirdim; mesela bazıları binaların cephelerini oluşturdu, bazılarıysa sütun veya kiriş oldular.

Seride 27 farklı kitap yer alıyor; bu kitapları neye göre seçtin?

Doğrusu seçimlerimi kendi zevklerime göre yapmamaya özen gösterdim. Seçtiğim çoğu yazarı okumayı sevsem de, aralarında fazla sevmediklerim de var. Kitapların ortak noktası ilgimi çeken estetik bir taraflarının olması; bir görsel yaratabilmeme vesile olabilmeleriydi. Farklı türlerde yazan, farklı ülkelerden yazarlar seçmek benim için önemliydi. Tabii bir yandan da Archiwriter’a dahil etmediğim pek çok değerli yazar oldu, ama neticede amacım dünyanın en iyi yazarlarının bir listesini yapmak değildi.

İllüstrasyonlarında kitaplardan alıntılara yer verdiğini söylemiştin. Bu alıntıları beğendiğin için mi seçtin yoksa vermeye çalıştığın mesajı iyi yansıttıkları için mi?

Aslında ikisi de. Alıntı seçerken illüstrasyonun arkasında yatan fikirleri ifade edebilecek, insanları düşündürecek sözler bulmaya çalıştım.

Bu arada ister istemez, illüstrasyonlarından çok güzel kitap kapakları çıkabileceği hissine kapılıyoruz. Kitap kapağı tasarlamak gibi bir hayalin var mı?

Bu bir süredir kafamda evirip çevirdiğim bir fikir aslında ama, hayata geçirmenin bir yolunu bulamadım. Bazı teklifler aldıysam da bunlardan henüz bir şey çıkmadı. Daha önce mimari dergilerin kapakları için illüstrasyon yaptım. Fakat kitap kapağı hiç tasarlamadım. Kitap kapakları bana bir açıdan eski film posterlerini hatırlatıyor. Eskiden bir filmin ne hakkında olduğunu anlamanın tek yolu size bir ön izleme sağlayacak illüstrasyonlu posterleriydi. Kitap kapakları da biraz o posterler gibi. Bence iyi bir kitap kapağı bulmak, neredeyse iyi bir kitap bulmak kadar önemli. Kitabın içeriğiyle uyum içinde olan bir kapağa denk gelmek ise oldukça zor. Bunu başarabilen illüstratörler ve onlara başvuran yayınevleri var tabii; lakin yeterli sayıdalar mı, emin değilim. Yayınevlerinin doğru uyumu yakalamanın üstüne daha çok eğilmeleri gerek bana kalırsa.

Peki favori yazarların kimler? Bize tavsiye edeceğin kitaplar var mı?

Şu anda özellikle Dostoyevsky, Calvino, Bukowksi ve Kerouac diyebilirim. Hayatımın bir döneminde de John Fante’ye bayılıyordum. Şu anda iki kitabı tekrar okuyorum: Dostoyevsky’nin ‘Budala’sı ve Calvino’nun ‘Görünmez Kentler’i. Calvino’nun kitabını tekrar okumamın sebebi de bir grup sanatçıyla bu kitap üzerine bir illüstrasyon projesi yapacak olmamız.

Italo Calvino projen gibi yapmakta olduğun ya da yapmayı tasarladığın başka seriler ya da çalışmalar var mı?

Calvino projesinin yanı sıra şehirler üstüne bir projem var. Dünyanın en ikonik şehirlerinin illüstrasyonlarını yaptığım bir seri bu, ve hatta bu şehirlerin arasında İstanbul da var. Bunların haricinde işimin bir parçası olarak süregelen birtakım mimari projeleri var.

 

 

 

More from Zeynep Sen

Shakespeare and Company

1951’de George Whitman’ın Paris’te açtığı kitabevi kısa sürede Allen Ginsberg, William S....
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir