ATÖLYE: Disiplinlerötesi Dünyada Yaratıcılık

ATÖLYE yaratıcılığın ve girişimciliğin merkezinde yattığı disiplinerötesi bir inovasyon platformu. Bu tam olarak ne mi demek? ATÖLYE’nin Komünite Lideri Atılım Şahin, Hokkadan’la disiplinerlarası bir inovasyon platformunun ne olduğunu ve yeni dünyada nasıl bir rol üstlendiğini tartışıyor.

ATÖLYE birkaç yıl önce Kerem Alper ve Engin Ayaz tarafından kuruldu. ATÖLYE’nin kuruluşunu ve senin bu sürece dahil oluşunu kısaca anlatabilir misin?

ATÖLYE aslında 2013’te akademik bir proje olarak doğdu. O dönem Amerika’da Stanford D. School’da olan Kerem ile New York University ITP’de olan Engin ATÖLYE’yi bir tez projesi olarak yazıyorlar. Tezleri bitirdiklerinde bu fikri Türkiye’ye dönüp uygulamaya geçirmemek  için herhangi bir sebep olmadığını görüyorlar. O yıl İstanbul’a döndüklerinde bu fikre destek verebileceklerini düşündükleri pek çok insanla bir araya geliyorlar. Zaten tez aşamasında da birçok insanla ve farklı kurum ve kuruluşlarla bu konuda röportaj yapmışlardı. Daha sonra bu fikre yatırım desteği verebilecek kişilerle de görüşmeye başlıyorlar. 2013 bu tarz git-geller ve konuşmalarla geçiyor. Derken bir TED konuşması veriyorlar. O konuşma bana kalırsa büyük bir etki yaratıyor.

Çekirdek komünite böyle, etkinlikler üzerinden, henüz bir mekân olmadan oluşuyor. Yaklaşık 30 kişilik bir komünite oluştuktan sonra Atölye Çukurcuma’da bir mekâna yerleşiyor. 2015 Ekim’inde ise Bomontiada’ya taşınılıyor.

Ben buraya, ATÖLYE Bomontiada’ya taşındıktan sonra; Ocak 2016’da, komünite yöneticisi olarak katıldım. Üç sene içerisinde bizim 30 kişilik komünitemiz 150 kişiyi buldu. Komünite odaklı yaklaşım hep önceliklendirdiğimiz bir yaklaşım olduğundan içerideki insanların kim olduğu ve birbirleriyle hangi senaryolarda bir araya gelecekleri bizim bu büyümede hep dikkat ettiğimiz bir husus oldu.

Tek tip bir insan grubunun, belli bir konu üstüne odaklanıp çalışmasıyla, farklı insan gruplarının bir araya gelip aynı şey üstünde çalışmalarının arasında dağlar kadar fark olduğunu düşünüyoruz.

ATÖLYE “disiplinlerötesi bir inovasyon platformu” olarak biliniyor. Bu tam olarak ne demek? Bir inovasyon platformu nedir?

İnovasyon platformu, var olan sistemleri ve düşünce biçimlerini farklı şekillerde ele alıp onlara yeni bir şeyler katma derdi olan insanları bir araya getiren bir olgu. Platform kelimesi bizim için sadece fiziksel bir mekân demek değil. Orada bulunan insanları da kapsayan bir şey. Dolayısıyla platformu o insanları bütünleştiren bir kelime olarak konumlandırıyoruz..

“Disiplinlerötesi” kavramının bu tanımda kullanılması, inovasyonun ancak disiplin çokluğundan, farklı özgeçmişlerden gelen insanların birbirlerini beslemelerinden doğabileceği inancımızdan mütevellit. Tek tip bir insan grubunun, belli bir konu üstüne odaklanıp çalışmasıyla, farklı insan gruplarının bir araya gelip aynı şey üstünde çalışmalarının arasında dağlar kadar fark olduğunu düşünüyoruz. İnsanların ancak bu şekilde yeni fikirlere atılabileceklerini yaratıcı çarpışmaların ancak böyle doğabileceklerini düşünüyoruz.

Uzun lafın kısası ATÖLYE’’yi tanımlayan “disiplinler ötesi inovasyon platformu” kavramındaki tüm kelimelerin bizim için ayrı bir değeri ve anlamı var.

ATÖLYE’ye katılmadan önce tasarım mühendisliği, satış direktörlüğü gibi çeşitli işlerde çalıştın. Üstüne 10 yıllık bir tiyatro ve performans sanatları deneyimin var. Bu farklı tecrübeler ATÖLYE’deki çalışmalarını nasıl etkiliyor?

Pek çok insan geçmişimden çok bağımsız bir işle uğraştığımı düşünüyor. Ama bence öyle değil. İTÜ’nün makine mühendisliği bölümünden mezunum. Yine İTÜ’de Endüstri Ürünleri Tasarımı yüksek lisansı yaptım. Sonrasında İsveç’te Etkileşim Tasarımı üzerinde başka bir yüksek lisans daha yaptım. Yavaş yavaş teknik alanlardan, tasarım alanına ve belki daha başka şeylere geçmemde tiyatro deneyimimin etkisi var. Üniversitede başlayan tiyatro hayatım beni teknik alanlardan, bilhassa kültür-sanat ve iletişim alanına kadar taşımada büyük rol oynadı diyebilirim.

Başlarda sahip olduğumu düşündüğüm sayısal-mantıksal düşünce biçimi kişilikler-arası zekâyla harmanlandı. Teknik alanlar, tasarım, tiyatro vesilesiyle alakadar olmaya başladığım sanat ve müzik… Tüm bunlar sayesinde çok farklı insan gruplarıyla bir araya gelmiş oldum. ATÖLYE’yle yollarımın kesiştiği noktada bu durum, pek çok farklı alanlardan gelen insanların olduğu bir komünitenin süreçlerini kolaylaştıracak birisi olmamı sağladı.

Bir komünite ortada ancak güven varsa oluşabilir. Dolayısıyla tüm mesele o güven ortamını yaratmak, komünitedeki insanların daha etkili bir şekilde birbirleriyle etkileşim içine girebilecekleri sistemler kurmak.

Tüm anlattıklarından da görüldüğü gibi ATÖLYE, Hokkadan gibi edebiyat, mimari ve tiyatro çok farklı dalların birbirlerini daima beslediklerine inanıyor. Peki farklı disiplinler üstünde çalıştığınız projeleri nasıl şekillendiriyor? Bir örnek verebilir misin?

ATÖLYE’yi tanımlarken Yaratıcı Platform ve Stratejik Tasarım Stüdyosu adını verdiğimiz iki farklı yapının harmonik olarak bir araya gelmesinden bahsediyoruz. Stratejik Tasarım Stüdyo’muz farklı tasarım dikeylerinde projeler üreten ekibimiz. Dışarıdan birileri bize bir problemleriyle geldiğinde, Stüdyo’muz bu konuyla ilgili nasıl bir yol izleyeceğimizin planlamasını yapar. Ekip problemi inceleyip ihtiyaçları net bir şekilde anladıktan sonra “Bu ihtiyaçları karşılayabilecek en doğru takım kurgusu nedir?” sorusunu sorar. Bu noktada projede çalışmasının iyi olacağını düşündüğümüz, komünitemizdeki ve çekirdek ekibimizdeki insanları bir araya getiriyoruz.

Üstünde çalıştığımız bir projenin ölçeği büyüdükçe içine giren insan ve disiplin sayısı artıyor. Mesela imece diye bir projemiz var. imece, sosyal meseleler etrafında bir araya gelen birey ve kurumları, yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler üretmek üzere bir araya getiren bir sosyal inovasyon platformu. Bu projeye o kadar farklı o koldan, o kadar çok insan katıldı ki! Tasarımcılar, yazarlar, sosyal bilimciler, iş geliştiriciler… Bu kurgu olmasaydı imece bu kadar hızla büyüyüp gelişemeyebilirdi. O yüzden bir projenin bu disiplinlerötesi ortamdan beslenerek büyümesine en iyi örnek imece olurdu sanırım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Ağustos ayında ATÖLYE’nin CreativeMornings etkinliğinde “komünite” üstüne bir konuşma yapmıştın. Komünitenin senin ve ATÖLYE için anlamı ne?

Komünite deyince benim aklıma ilk gelen şey birbirine güven duyan insanlar. Bir komünite ortada ancak güven varsa oluşabilir. Dolayısıyla tüm mesele o güven ortamını yaratmak, komünitedeki insanların daha etkili bir şekilde birbirleriyle etkileşim içine girebilecekleri sistemler kurmak. Bu etkileşimi her komünite farklı şekillerde ele alabilir. Biz bunu insanlara bir öğrenme ortamı sunarak, onların bireysel olarak kendilerini ve yaptıkları işleri beslemelerini sağlamaya çalışarak yapıyoruz.

…herkesin, her alanda bir şeyler yapıp üretebileceğine inanıyorum. Yeter ki insanlara “Ben neler yapabiliyormuşum.” dedirten dokunuşlarda bulunulabilsin…

Kısa bir süre önce “Hacking Everyday Objects” diye katılımcılara farklı objeleri hackleyip değiştirmeyi öğreten bir workshop serisi düzenlediniz. Bu eğitimin ışığında sence herkes mucit ya da tasarımcı olabilir mi? Yaratıcı alanlarda “yeteneğin” veya “gözün” ne kadar etkisi var?

Eskiden beri yeni teknolojiler ve insanlar arasındaki sınırlarla bir derdim var. O sınırları nasıl silikleştirebiliriz? Teknolojiyi kendimize nasıl yaklaştırabiliriz? “Hacking Everyday Objects” workshop serisinin çıkış noktası buna dayanıyor.  Yani “Hep bizden çok uzaktaymış gibi görünen teknoloji gerçekten uzaktaymış gibi mi kabul etmeliyiz?” sorusuna. Eğitimi tasarlarken aradaki bariyerleri hızlıca aşağı indirip indiremeyeceğimizi merak ettik.

Düzenlediğimiz eğitimde teknik ve pratik çok güzel bir şekilde harmanlandı. Hiçbir kodlama bilgisi olmayan insanlar yepyeni şeyler yapabileceklerini keşfettiler. Cesaretlenmekle kalmadılar eğitimden ellerinde kendi yaptıkları ürünlerle çıktılar. Dolayısıyla bu anlamda herkesin, her alanda bir şeyler yapıp üretebileceğine inanıyorum. Yeter ki insanlara “Ben neler yapabiliyormuşum.” dedirten dokunuşlarda bulunulabilsin ve potansiyellerini kullanma fırsatı verilsin.

ATÖLYE yaptığı tüm projelerde aslında sistematik bir değişimi tetiklemek istiyor. Bu nasıl bir değişim? Farklı projeleriniz bu amaca nasıl hizmet ediyorlar?

Yaptığımız tüm projelerde yaratacağımız etkiyi, neyi değiştirmek, dönüştürmek istediğimizi ilk günden masada tartışıyoruz. Bir projede önemli olan onun ekibimize ne öğreteceği ve birlikte çalıştığımız birey ya da kurumlara ne öğreteceği. Bir de lokal olarak veya küresel çapta neyi değiştirdiği.

Projenin çeşidine göre bu soruların çok farklı yanıtları olabiliyor. Ama hepsinin ortak paydası nasıl organizasyonel değişim sağlayabileceğimiz ve daha etkin öğrenme sistemleri tasarlayabileceğimiz sorusu. Çünkü bir şeyleri ancak böyle kapsayıcı yaklaşımlarla değiştirebileceğimizi düşünüyoruz.

Son olarak ATÖLYE bundan sonra daha değişik iş alanlarına yönelmek niyetinde. Bu iş alanları neler olabilir? Sırada ne gibi plan ve projeleriniz var?

Eğitime giderek daha çok odaklanıyoruz. Bu alanda devam eden projelerimize yenilerinin eklenebileceğini öngörebiliriz. Özellikle organizasyonel tasarım  ve öğrenme deneyimi tasarımı gibi odaklarda süreçleri 360 derecelik bir bakış açısıyla ele alıyoruz. Bu, uğraştığımız çetrefilli problemleri farklı disiplinler ve paydaşları bir araya getirerek kapsamlıca ele almamıza olanak sağlıyor. Önümüzdeki zamanlarda ekip formasyonumuz ve yetkinliklerimizle bu alanlara daha çok odaklanmayı planlıyoruz.

Bunun haricinde hem stüdyo, hem de yaratıcı platform tarafında uluslararası projeler ve işbirliklerine giderek daha fazla zaman ayıracağımız bir dönemin geleceğini söyleyebilirim. İki seneden beri parçası olduğumuz European Creative Hubs Network’ün (Avrupa Yaratıcılık Platformlar Ağı’nın) yakın zamandan beri yönetim kurulunda yer almaya başlamamız, bu anlamda attığımız önemli adımlardan biri. Yaratıcı platformlar önümüzdeki senelerde ekonomiye yön veren en büyük faktörlerden biri olacaklar. Bunun etkisini gün itibariyle çok belirgin bir şekilde hissetmesek de ilerleyen yıllarda bunun  daha çok farkına varacağız diye düşünüyorum. Dolayısıyla burada aktif bir rolümüzün olması bizim bu mecrada bir düşünce lideri olmamız açısından da önemli. Aynı şekilde stüdyo tarafında da an itibariyle adlarını anmamanın daha doğru olacağını düşündüğüm çok büyük uluslararası işbirlikleri var gündemimizde.

More from Zeynep Sen

Edebiyatın Gizli Tarihi: Casusluk

Casusluk kitapları okumadığınız ya da yazmadığınız takdirde “edebiyat” ve “casusluk” kelimelerinin birbirleriyle...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir