Beyaz Kitap – Han Kang

The White Book, 2016 yılında kazandığı Man Booker Uluslararası Ödül ile dikkatlerimizi üzerine çeken Güney Koreli yazar Han Kang’ın okuduğum ikinci kitabı. Kang bu kitabıyla da 2018 Man Booker Uluslarası Ödülü kısa listeye kalmayı başardı yani ödüle ikinci bir defa aday gösterildi!

April Yayınları’ndan çıkacak olan bu sade ve hüzünlü kitabı sonradan sahip olunmayan ancak doğarken üstlenilen yüklere sahip biri yazabilir diye düşünerek okudum. Konu benzerliği veya anlatım tekniğinden ziyade yazar iç dünyasını paylaşabildiğinden kitap biraz iddialı görünebilir. Ama bence, Beyaz Kitap’ı yazarının kim olduğunu bilmeden okusaydım, diğer kitabının Vejetaryen olduğunu tahmin edebilirdim.

Vejetaryen’i okuduğumda benim için ilk çağrışımı Jane Eyre olmuştu. Arada bulunan yüzyılı aşkın zaman farkı, apayrı kıtalar, kültürler, anlatım teknikleri, kullanılan dil ve daha pek çok açıdan tamamen farklı gözüken bu iki kitabın karşılaştırmalı okuması ayrı bir yazı konusu olacağından bunu sonraya erteliyor ve The White Book’a geri dönüyorum.

Önsözde Han Kang, kitabı yazma sürecini, nasıl karar verdiğini, yaptığı beyaz listesini, yazma sürecinin ihtiyacı olan iyileştirici bir şeye dönüşmesini tasarlarken verdiği arayı, migren ağrılarını, acının farkındalığını nasıl artırdığını anlatarak bize merhaba diyor ve kendi dünyasının sınırlarından içeri girdiğimizin sinyalini veriyor.

Han Kang

Hayata gözlerini açtıktan yaklaşık iki saat sonra veda eden, annesine birkaç saniye baktıktan sonra gözlerini kapatan, ailesinin ilk çocuğu, “o yaşasaydı belki de ben olmayacaktım” dediği, prematüre doğan ablasının ay şeklinde pirinç kekine benzeyen bembeyaz yüzü, ilk kundağı, hiç içemediği anne sütü, yağan kar, çiğ, sis, Nazi işgalinden yerle bir edilmiş ve tekrar inşa edilmiş karlar altında bir şehir(*) ve daha pek çok ‘beyaz’, yaşamın kırılganlığının ucundan kelimelere dökülüyor. Beyaz kitap yazar için ‘beyaz’ ile ilgili tüm imgelerden hareketle kendi içine yaptığı bir yolculuk oluyor. Beyaz sayfalar, içindeki fotoğraflar, her bir kısa parça (en uzunu sadece üç sayfa) ve acının bulduğu acıtmaya yönelik olmayan yol, iç dökmenin ve yasın minimalist anlatımıyla kitap, sadece yazarı için değil okuru için de meditatif bir bütün.

Kocaman hikâyeler peşinde koşmadan, ortak bir izlekten yola çıkan kitap iyi edebiyatın ilk ve en önemli unsuru olan samimiyeti içinde barındırıyor. Han Kang bir söyleşisinde yazar olma serüvenini anlatırken, “okuduğum kitaplarda benim sorduğum sorular olduğunu ve cevaplarının olmadığını gördüğümde şaşırdım, ben kimim, insan olmak ne demektir, insanlar neden ölür… cevaplar yoktu, yazarların da benim kadar kırılgan ve ipuçlarından mahrum olduğunu gördüm. Ben de yazabilirim, diye düşündüm.” diyor.

Beyaz Kitap üç bölümden oluşuyor; Ben (I), O (She) ve Safi Beyazlık (All Whiteness – bir Deborah Smith değilim neticede) Yok oluşun ardından yeniden var olmayı, savaştan sonra eski halinin tıpkısı gibi inşa edilen bir şehir veya yaşasaydı ablasının Han Kang’ın gördüğü şeyleri nasıl göreceği, neler hissedeceği soruları var bu üç bölümde.

Kitabın İngilizce çevirisinin de ne kadar güzel olduğunu vurgulamadan geçemeyeceğim. The Vegeterian’ın çevirisinden hatırladığımız Deborah Smith(***) çevirmiş Han Kang’ın bu kitabını da. Her bir kelime sanki tam da olması gerektiği için orada ve başka biriyle değiştirseniz cümlelerin inceliği kaybolabilir gibi.

Kitabın türü için, kurmaca veya roman demek kolay değil. Otobiyografik öğeler taşıyan kurmaca edebi denemelere daha yakın.

Han Kang, kendine özgü yazı tarzı ile sevebileceğiniz veya okumaktan hiç keyif almayıp, bir daha elinize kitabını almamayı tercih edeceğiniz ama asla kayıtsız kalamayacağınız bir yazar.

“Beyaz Kitap” ise kütüphanenizde benzerine az rastlanır kitaplar bölümünde zaman zaman açıp tekrar okumak isteyeceğiniz için en başlara koymayı tercih edeceğiniz bir kitap.

 

(*) Varşova

(***) Deborah Smith’in The Vegeterian Man Booker kazandığında Han Kang’ın ne kadar sakin olduğunu, kendisinin ise gözyaşlarına boğulduğunu anlattığı videonun linki: https://www.youtube.com/watch?v=wl41sEGXN2Q

Tags from the story
Written By
More from Sanem Bozkurt

Beyaz Kitap – Han Kang

The White Book, 2016 yılında kazandığı Man Booker Uluslararası Ödül ile dikkatlerimizi...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir