Dorothy ve Thomas Hoobler ile Mary Shelley ve Frankenstein Üzerine

Mary Shelley adında daha 19 yaşındaki bir kadın Frankenstein gibi bir klasiği nasıl yazabildi? Yaşadığı trajediler Shelley’yi bu romanı yazmaya nasıl itti? Birlikte düzinelerce kitabı kaleme alan Thomas ve Dorothy Hoobler, The Monsters‘da işte bu soruları soruyorlar. Hoobler çifti Frankenstein‘ın 200. yıldönümünde Hokkadan’la hepimizin tanıdığı bu canavarın doğuşu üzerine sohbet ediyor.

The Monsters, Mary Shelley’e ve Frankenstein romanının nasıl yaratıldığına odaklanıyor. Bu biyografik romanı kaleme almadan önce çocuk kitapları yazmıştınız. Peki yetişkinler için bir böyle bir roman yazmaya nasıl karar verdiniz? Sizi Mary Shelley’ye ve Frankenstein’a çeken neydi?

Bundan önce ya çocuklar için ya da genç yetişkinler için romanlar yazmıştık. Mesela In Darkness, Death adlı kitabımız 18. yüzyıl Japonya’sında geçiyordu ve 2004’te En İyi Genç Yetişkin Gizem Kitabı dalında Edgar Ödülü’nü kazanmıştı. Bunun haricinde farklı Amerikalı etnik gruplar üzerine Oxford University Press’ten çıkan kitaplar kaleme aldık. Dolayısıyla yetişkinler için bir roman yazabileceğimize güveniyorduk. Mary Shelley’nin hikâyesinin ilgimizi çekmesinin sebebi, kendisinin, ölümünden iki yüz yıl sonra hâlâ okunan bir romanı bu kadar genç bir yaşta kaleme alan tek yazar olmasıydı.

Kitabınız Mary’nin trajedilerle dolu hayatını gözler önüne seriyor; Frankenstein’ı yazmasında etkili olan olayların bazılarını kitabınızı henüz okumamış okuyucularımızla paylaşabilir misiniz?

Mary’nin hayatında öne çıktığını düşündüğümüz iki olay var. Bunlardan ilki babasının onu annesinin mezarına götürdüğünde isminin (Mary Wollstonecraft Godwin’in) mezar taşındaki isimle aynı olduğunu fark etmesi. Bu, Mary’ye annesinin fedâkarlığının (zira doğum sırasında ölmüştü) karşılığını ödeyecek başarılara imza atması gerektiği fikrini aşılayan bir olay. Bu durum aynı zamanda ona kendine ait bir ismi olmadığı hissini de veriyor. Bilirsiniz, ünlü romanındaki canavara herkes Frankenstein der ama aslında o canavarın bir ismi yoktur. Mary’nin hayatında öne çıkan ikinci olaysa, kendi bebeğinin ölümü. Mary günlüğüne bir keresinde bebeğinin cesedini ova ova tekrar hayata geçirdiği bir rüya gördüğünü yazmıştı. Bizce, bunun da romanla bağlantısı aşikar. Rüyalardan laf açılmışken; romanımızın kapağında Mary Wollstonecraft’in sevgililerinden biri olan Henry Fuseli’nin Kâbus adlı eserini kullandık. Mary vakti zamanında bu tabloyu görmüştü; romanında canavarın, Dr. Frankenstein’ın sevgilisini öldürdüğü sahnede bu anı tekrar yarattı.

Mary Shelley, Frankenstein’ı Fransa’ya taşındıktan ve romantiklerle tanıştıktan sonra kaleme aldı; sizce hayatına giren bu yaratıcı kişiliklerin Frankenstein üzerinde bir etkisi oldu mu?

Mary, Lord Byron ve Percy Shelley hayatına girmeden önce de pek çok yaratıcı kişilikle tanışmıştı. William Blake, Samuel Taylor Coleridge, Charles ve Mary Lamb gibi sanatçı ve yazarlar Mary’nin gençliğinde babasının evine sıklıkla uğrarlardı. Mary’nin, Percy Shelley ile kaçmasının tek sebebi onun çarpıcı kişiliği değildi; yanındaki Byron’ın karizmatik yapısı ve o zamanlar Avrupa’nın ve hatta dünyanın en önemli yazarlarından olması da bunda büyük rol oynadı. Mary’nin bu iki yazarın eserleriyle yarışabilecek bir eser yazmak istemesi onun hırsının herhalde en önemli göstergesiydi.

The Monsters’ı yazarken Mary’nin hayatını da kişiliğini de yakından tanımış oldunuz. Kitabı yazarken onunla ilgili fikirleriniz herhangi bir şekilde değişti mi?

Bir insanı ne kadar yakından tanırsanız onu o kadar iyi anlamaya başlarsınız. Araştırmamıza başladığımızda Mary’nin, iki yaratıcı kişinin yetenekli kızı ve yine yaratıcı bir dehanın karısı olduğunu biliyorduk. Fakat Mary’nin yaşadığı trajedileri, araştırmamız sırasında keşfettik ve onun aslında sevilmek ve etrafındaki insanlar tarafından kabul görmek isteyen biri olduğunu düşünmeye başladık.

Mary Shelley’nin Son İnsan, Mathilda ve Lodore gibi diğer romanlarından çok az insanın haberi var. Sizce bunun sebebi ne? 

Pek çok kişi dünyanın ilk modern bilim kurgu romanı olarak Frankenstein’ı gösterir. Lakin bu ünvana asıl sahip olan eser Son İnsan’dır. Mary, Frankenstein’ı yazdığında onu bir klasiğe dönüştüren bir dokunuşta bulundu. Aldığı ilhamın kaynağını romanımızda keşfetmeye çalıştıysak da eserin popülaritesi aslında bizi de şaşırtı.

The Monsters’ı yazarken Mary Shelley’nin eski mektuplarıyla daha önce çok az kişinin ulaşabildiği arşivleri kullandınız. Sizi gerçekten şaşırtan, beklenmedik materyallerle karşılaştığınız oldu mu?

New York Halk Kütüphanesi’ndeki Carl H. Pforzheimer Arşivi’ni ve Columbia Üniversitesi Kütüphaneleri’nin arşivlerini kullanma şansına sahiptik. Araştırmamız boyunca en çok işimize yarayan şey Mary’nin, Percy’nin, Mary’nin üvey kız kardeşi Clara Clairmont’un, Byron’ın ve John Polidori’nin, yani Frankenstein’ın doğduğu gece orada olan herkesin yazdığı mektuplardı. Bunlar, karakterlerin yaşadıkları tüm hisleri ve düşündükleri her şeyi bize açıkça gösterdiler. Başvuramadığımız tek kaynak Byron’ın günlüğü oldu, zira arkadaşları şairin ölümünü takiben günlüğün skandallarla dolu olduğu gerekçesiyle onu yakmışlardı.

Peki, bitirmeden, şu ara neler üzerine çalıştığınızı da soralım.

Yeni kitaplarımızdan biri, Fransa’da, XIV. Louis’den Napolyon Dönemi’ne kadar tarihle yemek kültürü arasındaki ilişkiyi inceleyen bir eser olacak; iki yüz yıllık devrimlere, politika, bilim, felsefe ve gastronomi gibi alanlardaki gelişmelere odaklanacak.

 

*Bu röportajın başka bir versiyonu Sabit Fikir Dergisi’nin Ocak sayısında yayınlandı.

 

More from Zeynep Sen

Altay Öktem

Fotoğraf: Zeki Çelik Küçük yaşta konuşma yetisini kaybeden ve kollarını kullanamadığı için...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir