Ece Çiftçi: Yokhayvanlar

Varolmayan bir hayvan nasıl yaratılır? Bu soruyu 15 Haziran’da ilk çocuk kitabı Yokhayvanlar çıkan Ece Çiftçi’ye sormak lazım. Bir yazar, illüstratör ve grafik tasarımcı olan Çiftçi İtalya’da katıldığı bir sergiden sonra imkansız hayvanlarını nasıl yaratıp minik okurlarla buluşturduğunu Hokkadan’a anlatıyor.

Yokhayvanlar kitabının hem yazarı hem de illüstratörüsün. Bu basılan ilk kitabın. Pek Yokhayvanlar nasıl doğdu?

New York’ta yaşarken bir reklam ajansında sanat yönetmeni olarak çalışıyordum. Uzun çalışma saatleri sebebiyle kendime ayırabildiğim vakit epey azdı. Beni daha iyi hissettirecek bir oyun alanı yaratabilmek için 24’lü bir hamur seti aldım ve Desk Unexpected (Beklenmedik Hikâyeler)  isimli bir projeye başladım. Her gün on dakikamı ayırıp, hamurdan karakterler yaratıyor, bu karakterler üzerinden hikâye fikirleri düşünüyor ve daha önce (muhtemelen) söylenmemiş cümleler kuruyordum.  Zaman kısıtlaması olması da bir yandan rahatlatıcıydı. Kendimi yargılamadan, çıkan sonucu kabul edebilmenin pratiğini yapmaya başlamıştım.

İstanbul’a taşındığımda çalıştığım süre boyunca buna benzer yan projelerimi sürdürdüm. Günlük illüstrasyonlar, gif’ler yaparak bu tutkunun peşinden gittim. Yokhayvanların da buna benzer bir proje sayesinde doğdular. ATÖLYE’de yaptığımız günlük çizim yapma etkinliğinde bir kısmını çizip metinlerini yazdım. Pawfoundland, Beak-headed witch bird, Nubingi ilk etapta ingilizce olarak ortaya çıktılar.

Uzun süredir hayalini kurduğum freelance çalışma düzenine geçince illüstrasyona daha çok vakit ayırabildim. Yaptığım çalışmalardan birini İtalya’da bir yarışmaya yolladım ve böylece bir sergiye seçildim. Bu da Can Yayınları’nın dikkatini çekti. Birlikte bir çocuk kitabı çıkarmaya karar verdik. İşin ilginci Can Yayınları’na sunduğum ilk kitap fikri Yokhayvanlar değildi. Yokhayvanlar’ın bir kitap olabileceğini bile düşünmemiştim. Ancak konu açılınca karakterlerimi kitaplaştırmak fikri çok hoşumuza gitti.

Yokhayvanlar’da Okolimoki, Hıpırık ve Bukaçua gibi pek çok ilginç hayvan tanıtıyorsun. Bu hayvanlardan herhangi biri olsaydın sence hangisi olurdun?

Buna cevap vermek çok zor. Çünkü kendimde hepsinden bazı parçalar görebiliyorum. Mesela Bukaçua gibi kaygılı bir yanım da var, Gıdıgingo gibi daha muzip bir tarafım da. İnsanın kendisini tanımlaması zor ama belki de hepsinin bir özelliğini alan, yeni bir yokhayvanımdır.

Yokhayvanlar’ı düşlerken nelerden ilham aldın? Bu karakterler nasıl şekil kazandılar?

Yokhayvanlar bir nevi oyun olarak doğdular. Bazen üretim sürecinde detaylar üstünde çok düşünürsem kilitlenebiliyorum. Bu yüzden Yokhayvanlar’ın aslında doğaçlamanın ürünü olduklarını söyleyebilirim. 5 yaşındayken oyun oynayıp hayali karakterler, arkadaşlar yaratmakta daha az güçlük çekerdik. Büyüdükçe zihinsel alışkanlıklarımızın mahkumu oluyoruz. Yokhayvanlar’ı o çocuksu ruh halinde oluşturdum. Doğaçlama bence bu ruh halini tetikleyen bir şey. Kendinizi sorgulamadan, şüphe etmeden, sizi evet, deyip devam etmeye zorluyor. Tabii, ilk fikirler ortaya çıktıktan sonra hayata geçirme aşamasında o detayların hepsini tek tek çözmek durumunda kalıyoruz. Ama bu her yaratıcı iş için geçerli bir durum zaten.

Peki Yokhayvanlar’ın ilginç isimlerini nasıl seçtin?

Bazı isimler başta İngilizceydiler. Onları sonradan çevirdim. Mesela Pawfoundland, Patiyeribul oldu. Kimileri karakterlerin görünümleri sebebiyle ortaya çıktı. Örneğin Gagakafalı Cadıkuş.

Bazılarını belirlerken Latin kökenlere döndüm. Örneğin Nubingi. Nubes Latincede bulut demek. Trigogon’un ismi üçgen kelimesinin Latincesinden çıktı. Elbette, ilham almam Latinceyi birebir kullandığım anlamına gelmiyor. Bir kelime veya kökü kullandıysam onunla oynuyor, allak bullak ediyordum. Mesela Okolimoki Latince göz (oculus) kelimesiyle yaptığım kelime oyunlarından doğdu. Türkçe karakterler oluştururken de genellikle karakterlerin işlevlerini ve biçimlerin bi nebze de olsa ifade eden isimler bulmaya gayret ettim: Gıdıgingo, Merdivgen, Yuzumasa…

İlk kitabını kaleme almak bir grafik tasarımcı ve illüstratör olarak senin için nasıl bir deneyimdi?

İlginç bir deneyimdi çünkü kitabın font seçimlerinden, kapağına kadar her şeyini ben yaptım. Kitabı bu sayede bir bütün olarak düşünürken yeni pek çok şey öğrendim. Can Yayınları bana süreç boyunca müthiş yardımcı oldu ki normalde kitabın yapım, tasarım evreleriyle kendileri ilgilenirler. Bunu benim üstlenmeme izin vermeleri çok hoşuma gitti. Yaratıcı özgürlüğüm vardı ama pek çok kararı onların yardımıyla aldım. Sonunda elime somut bir şeyin geçmiş olması çok güzel bir his. Çoğunlukla bir tasarım yaptığımda elime geçen şey dijital bir eser oluyor. Emeğimin karşılığının elimde tutabileceğim, başkalarının okuyup yorum yapabilecekleri bir eser olması gerçekten harika. Kitap haziran ayında çıktı ve şimdiden bazı çocuklardan ve ebeveynlerden yorumlar gelmeye başladı. Onları okudukça çok mutlu oluyorum.

Gelen yorumlardan en çok hoşuna gidenlerden birini paylaşabilir misin?

Birisi “Kitabı yeğenlerime aldım ve gülmekten uyuyamadılar,” diye yazmış. Kitabı yazarken asıl istediğim çocuklara herhangi bir şey öğretme kaygısı olmayan, onları sırf eğlendirip hayal güçlerini harekete geçirecek bir şey yaratmaktı. O yüzden bunu okuyunca aşırı mutlu oldum.

Senin için önemli olanın bir şey öğretme derdi olmadan eğlendirmek olduğunu söyledin. Bunun sebebi ne?

Ben çocukların zaten sandığımızdan çok şey bildiklerini düşünüyorum. Bence asıl bizim onlardan öğrenecek çok şeyimiz var. Bana göre önemli olan onlara bir şey öğretmekten ziyade merak duygusunu tetiklemek, olasılıkları görme heyecanlarını harekete geçirmek…

Hikâye anlatıcılığı sergilerinden, illüstrasyonlarına kadar tüm çalışmalarında önem verdiğin bir şey. Peki seni nasıl hikâyeler çekiyor? Ne anlatmak istediğine nasıl karar veriyorsun?

Anlatacağım hikâyeler biraz kendiliğinde ortaya çıkıyorlar. Mesela bazen bir karakter çiziyorum ve onun ne olabileceği üstüne işim bittikten sonra düşünmeye koyuluyorum. Hikâyesini sonradan kurguluyorum. Yani yine doğaçlamaya dönüyorum. Bazen de tam tersi oluyor. Duyduğum bir kelime, bir fikrin ortaya çıkmasını sağlayabiliyor. New York’ta 3 aylık bir doğaçlama kursuna katılmıştım. Başta kursa giderken çok korkuyordum. Ama oraya gitmek bana farklı fikirler üretmem, hikâyeler kurgulamam konusunda çok yardımcı oldu. Bu da hikâyelerimin, illüstrasyonlarının kendi yönlerini kendilerinin belirlemesine olanak tanıdı.

Geçtiğimiz senelerde bir tanesi İtalya’da olmak üzere iki sergiye katıldın. Bunlardan en keyiflisi senin için hangisiydi?

İstanbul’da Meltem Şahin’in küratörlüğünü üstlendiği PMS – Artırılmış Gerçeklik adlı bir grup sergisine katıldım. Türkiye’de regl öncesi sendromu konusunda bir serginin parçası olmak benim için müthiş bir deneyimdi. İtalya’da Tapirulan Kültür Derneği’nin düzenlediği  sergi de“Ciao” teması üstüneydi. O da çok keyifliydi. Serginin bir kısmı dünyanın her yerinden 48 illüstratöre yer veriyordu. Diğer kısmı da bu sene kaybettiğimiz sanatçı Tony Wolf’un bir retrospektifiydi. Hayatı boyunca kitaplara yaptığı tüm çizimlere yer verilmişti. İtalya’da en çok dikkatimi çeken şey, sergiye her yaştan insanın katılması ve bu kültürel etkinliği birlikte eğlenerek deneyimlemeleriydi. Tam bir şenlik havası vardı.

Sana ilham veren sanatçılar ya da yazarlar var mı?

Olmaz mı? Farklı alanlardan besleniyorum. Çok fazla film, animasyon, stand-up izliyorum. Mike Mills’in grafik işleri ve filmlerindeki insani duyguları ele alma biçimi çok hoşuma gidiyor. Eşi Miranda July’ın da aynı şekilde. Kitapları da çok hoşuma gidiyor.  Çok yönlü olmalarına ve hikâyeleri kurgulama biçimine hayranım. Hikâye demişken, Lydia Davis’i söylemezsem olmaz. Mizahı ve yarattığı döngüler çok hoşuma gidiyor. Jacques Prévert şiirleri…Roald Dahl beni elbette çok etkilemiştir. Toon Tellegen de öyle. Oldukça felsefi fabllar kaleme alan bir yazar. Onun haricinde Winnie the Pooh benim için çok özel. Jim Henson ve Richard Feynman da aynı şekilde. Türkiye’den Aziz Nesin, Behiç Ak, Feridun Oral, Barış Manço…Halam olmasından çok şanslı olduğum Can Göknil. Onun kitaplarıyla büyüdüm ne de olsa. Bu listeye daha pek çok ekleme yapabilirim ama o zaman hiç sonu gelmez.

Son olarak sırada ne gibi projelerin var? Başka bir kitap çıkarmak ya da sergiye katılmak gibi planların var mı?

Şu anda ATÖLYE’nin mimarlık ekibinin üzerinde çalıştığı Özel Sezin Okulu’nu yenilenen yuva ve ilkokulunun tüm mekansal grafiklerini tasarlıyorum. Onun haricinde ikinci bir kitap çıkarmak istiyorum. Aklımda bazı fikirler var ama henüz başlamadım. Bunun haricinde hâlâ illüstrasyonlar yapmaya devam ediyorum. Çalışmalarımı http://www.ececiftci.com/ ve http://behance.net/ececiftci adreslerinden görebilirsiniz.

 

*Yokhayvanlar Nami Adası Uluslararası Resimli Kitap İllüstrasyonu Yarışması’nda ön elemeyi geçti! Bu yıl 98 ülkeden 1844 kişi katılmış. Seçilen 106 iş 2019’da Nami Adası’ndaki kitap şenliğinde sergilenecek ve kataloğa basılacak!

 

 

 

 

More from Zeynep Sen

Zor Zamanlarda Okuyabileceğimiz En İyi Kitaplar

Bazen hepimiz zor günler geçiririz. Böyle anlarda rahatlamak için yürüyüşe çıkmak, meditasyon...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir