Her Kadının Okuması Gereken 10 Kitap

Belki fark etmişsinizdir; #MeToo hareketinin çıkmasıyla kitapların üstünde eğildikleri birincil konulardan biri kadınlar olmaya başladı. Kadın-erkek ilişkileri, anne-çocuk ilişkileri, kadınlar arasındaki dostluklar, kadınların dünyayla ilişkileri… Detaylı irdelenmesi gereken o kadar çok kitap vardı ki. Bu konular hakkında yazabilecek en iyi kişiler de elbette kadınlar. Haliyle kadın yazarların eserlerinde de bir artış görülmekte. Bu bizi düşünmeye sevk etti: Acaba her kadının okuması gereken, yeni ya da eski kitaplar var mı? Olmaz mı! İşte her kadının okuması gereken 10 kitap:

Kadının Adı Yok – Duygu Asena (Doğan Kitap)

Bazı okuyucular Kadının Adı Yok‘un “Aldatmak Özgürlüktür” gibi saçma bir mesaj verdiği önyargısında. Oysa durum böyle değil. 1987’de basılan Kadının Adı Yok aslında yaptığımız davranışların ardında durmamız gerektiğini, dürüstlüğü ve erdemi savunan bir roman. Hikâye Türkiye’de iş hayatına atılan özgür bir kadını konu alır. O zamanlar Türk edebiyatında kadınlar yalnızca belli basmakalıp rollere bürünebildikleri için (ki bu günümüz edebiyatı için de bir dereceye kadar söylenebilir) romanımızın isimsiz ana karakteri raflardaki yerini aldığında pek çok okuyucusunu şoka uğrattı. Zaten “Sevmediğim halde sırf parası için bir erkeğin altına yatsaydım, asıl orospuluk o olurdu,” diyen bir ana karakterden başka türlüsü beklenemez. Kitabı seversiniz, sevmezsiniz; o ayrı bir mesela. Ama bu tüm Türk kadınlarının, bilhassa iş hayatına atılan kadınların okuması gereken bir eser.

Sırça Fanus – Sylvia Plath (Kırmızı Kedi Yayınevi)

Sırça Fanus‘un neşeli bir eser olduğu söylenemez. Ama ilginç bir eser olduğu kesin. Roman üniversitede öğrencisi Esther Greenwood’un 1950’lerde, New York’ta bir moda dergisinde iş bulup yavaş yavaş deliliğe sürüklenişini konu alır. Bu depresif olduğu kadar kara mizahıyla okuyucularını güldürebilen ve onları acı gerçeklerle yüzleşmeye zorlayan bir roman. Bu acı gerçekler ne mi? Akli sağlık problemlerinin “kadın işte, abartıyor,” mantığıyla baştan savulmasından, depresyon gibi ciddi sorunların göz ardı edilmesine ve iş hayatı ile sosyal hayatta, 1950’lerde kadınların yüzleştikleri sorunlara kadar her şey.

Persepolis – Marjane Satrapi (Panama Yayıncılık)

Grafik romanların ciddi edebi eserleri oldukları artık tartışılmaz bir gerçek. Ancak bu görsel eserlerin ciddiye alınmaya başlanmasını belli başlı kitaplara borçluyuz. Bunlardan biri elbette ki Persepolis. 1979’da, İran’daki devrim sırasında ve sonrasında geçen Persepolis son derece baskıcı, kısıtlayıcı bir ortamda büyüyen Marjane Satrapi’nin çocukluğunu ve gençliğini anlatıyor. Roman hem devrimin nasıl gerçekleştiğini, ne gibi değişimler getirdiğini gösteriyor hem de Marjane ile etrafındakilerin maruz kaldıkları baskıya karşın içten içe nasıl bir direnç gösterip savaştıklarını ortaya koyuyor. Sessiz bir direnişin patlayıcı bir anlatısı Persepolis ve aslında kadın-erkek herkesin muhakkak okuması gereken bir eser.

Vejetaryen – Han Kang (April Yayıncılık)

Han Kang’ın Vejetaryen‘i ince olduğu kadar zorlayıcı, bir o kadar da etkileyici bir roman. İlk bakışta kitabın basit bir konusu varmış gibi duruyor. Yeong-hye adlı bir kadın bir gece bir kabus gördükten sonra vejetaryen oluyor, içten içe bir ağaca dönüşmek istiyor ve kendini adım adım deliliğine terk ediyor. Peki ama neden? Yeong-hye kabusunda ne görüyor da kendi bedenini terk etmeyi böylesine istiyor? Bu açıdan düşünüldüğünde romanın aslında ne kadar derin olduğu anlaşılabiliyor. Roman kadınların içlerinde ve etraflarında var olabilen gizli şiddetin, uymak zorunda oldukları katı toplumsal kuralların bir alegorisi. Vejetaryen tüm bunların, kadınların oldukları insanlar olmalarına izin vermeyişinin ve bir kadının bundan kaçıp kurtulma çabasının hikâyesi. Aynı zamanda pek çok kadın okurun içinde kendi hayatlarından izdüşümler bulabilecekleri bir yolculuk.

Söyle, Hayalet Şarkını, Söyle – Jesmyn Ward (Doğan Kitap)

Jesmyn Ward’ın ikinci defa Ulusal Kitap Ödülü’nü kazanmasını sağlayan Söyle Hayalet Şarkını, Söyle Amerika’nın güneyinde yaşayan siyah bir ailenin dramatik öyküsünü anlatıyor. Romanda beyaz bir adamla evli olan Leonie iki çocuğu ile birlikte kocasını hapisten almak üzere yola koyulur. Bu aile mirasıyla, bağları, ırkçılık, sevgi ve güç konseptlerini irdeleyen destansı bir macera. Romanın en çarpıcı yanlarından biri geleneksel cinsiyet rollerini bir dereceye kadar değiştirmiş olması. Örneğin ailenin bebeği Kayla ile yol boyunca, hatta hayatı boyunca ilgilenen kişi annesi Leonie değil, abisi Jojo. Yani bakıcı, koruyucu anne figürüne bürünen aslında erkek bir çocuk. Kitabın bir diğer çarpıcı yanı, isminden de anlayabileceğiniz gibi “hayaletler”. Kitaptaki tüm karakterlerin peşine takılan hayaletler var. Leonie yıllar önce ölen erkek kardeşinin hayaletini görüp duruyor, Jojo ise dedesinin zamanında öldürmek zorunda kaldığı bir gencin. Sonunda bu hayaletlerle baş edebilecek güçte olan kişiler kadınlar oluyor. Aslında belki de kızlar demeliyim. Zira bu spiritüel yükü kaldırabilen tek kişi bebek Kayla çıkıyor. Yani koruma altına alınan bir kişi diğer herkesi korumak durumunda kalıyor. Tüm bunların nasıl olduğunu anlamak için elbette romanı okumak gerek. Ancak kesin olan bir şey varsa o da Söyle, Hayalet Şarkını, Söyle‘nin güç dengelerini ve hatta tanımını tamamen değiştirdiği.

Güç – Naomi Alderman (Misis Kitap)

Hazır güç dengeleri demişken; Naomi Alderman’ın Güç’ü bu konspeti tamamen alaşağı eden bir eser. Romanda modern dünyadaki kadınlar ani bir evrim geçirerek ellerinden istedikleri insana elektrik verebilme yeteneğini kazanıyorlar. Bu, tahmin edebileceğiniz gibi kadına şiddet, fuhuş çeteleri, kadınlara karşı baskıcı rejimler gibi pek çok problemi çözüyor. Ancak değişen güç dengesi beraberinde yeni problemler doğuruyor. Ve elbette gücü ellerinden kaybeden erkekler yenilgiyi sessizce kabul etmiyorlar. Güç kadın-erkek dengesinden ziyade güç kimin elinde olursa olsun onun lehinde bir dengesizliğin daima olabileceğini gösteriyor. Yani gücün kadın-erkek herkesin kafasına vurabileceği ve dünyayın tahmin edemeyeceğimiz şekilde değişmesine sebep olabileceğini.

Sevilen – Toni Morrison (Sel Yayınları)

Toni Morrison’ın Nobel Eedbiyat Ödülü’ne laik görülmüş olmasının birkaç sebebi var. Sevilen be sebeplerden biri. Roman Amerika’da kölelik döneminde başlıyor. Kölelikten iki çocuğuyla birlikte kaçan bir kadın yakalanacağını anladığında çocuklarını korumak için korkunç bir şey yapıyor: en küçük bebeği Sevilen’i kendi elleriyle öldürüyor. Cinayet sebebiyle bir süre hapis yatıyor ve çıktığında kendini köleliğin yok edildiği bir Amerika’da buluyor. Vicdan azabını tüm hayatı boyunca taşımak zorunda kalan kadın kendini kalan kızına adıyor. Derken bir gün Sevilen olduğunu düşündüğü bir kadın karşısına çıkıyor ve onlarla birlikte yaşamaya başlıyor. İşte böylece sürreal bir hayat mücadelesi başlıyor. Sevilen sevgi, güç, annelik gibi konuların üstüne eğiliyor ve kaçınılmaz olarak şu soruyu okuyucularına soruyor: “Sevdiklerinizi korumak için ne kadar ileriye gitmeye hazırsınız?”

Yaban – Chery Strayed (Pegasus Yayınları)*

Yaban, Hokkadan olarak daha önce de üstüne eğildiğimiz gerçek bir hikâye. Kitap yazar Cheryl Strayed’in annesini kaybetmesi üzerine boşluğa sürüklenerek eğitim hayatından, evliliğine kadar her şeyi kaybetmesiyle başlıyor. Uyuşturucuya  kullanmaya başlayan Strayed sonunda kendini bu bataktan çıkartmak için binlerce kilometrelik bir doğa yürüyüşü ve kamp gezisine çıkıyor. Strayed’in yolculuğu onu korkularıyla yüzleşmeye, kendini daima zorlamaya, dayanacak yeni bir temel bulmaya ve yola devam edebilmek için kendini tekrardan keşfetmeye itiyor.

Tek Meyve Portakal Değildir – Jeannette Winterson (Sel Yayıncılık)

Jeannette Winterson’ın Tek Meyve Portakal Değildir‘i roman kılığına bürünmüş bir anı kitabı. Winterson kitabında katı, hristiyan bir ailenin kızı olarak, son derece boğucu bir ortamda büyüyen bir genç kızın hikâyesini konu alıyor. Evde eğitim görüp kaçacak hiçbir yolu olmayan ana karakterimiz lesbiyen olduğunu fark ettiğinde tüm hayatı değişiyor. Annesi ile kilisesi onu bu “günah”tan gerek dil dökerek, gerek şiddete başvurarak döndürmeye çalışıyorlar. Sonunda karakterimiz bir seçim yapmak zorunda kalıyor; ya onun için önceden belirlenen, belli kalıplara sığan bir hayat yaşayacaktır ya da beş parasız olmasına karşın evi terk edip annesiyle bir daha konuşmamayı göze alıp kendi yolunu çizmeye çalışacaktır.

Çoluk Çocuk – Patti Smith (Domingo Yayınevi)

Ünlü müzisyen ve söz yazarı Patti Smith’in bu biyografisi en zor koşullarda bile neler başarılabileceğinin en büyük kanıtlardan biri. Genç Patti Smith cebinde tek kuruş dahi olmadan New York’a geliyor. Bir süre parklarda yaşayan Smith kısa sürede kendini New York’un sanat sahnesinin ortasında buluyor. Birazcık dayanıklılık, inat ve yılmayan bir çalışkanlıkla nelerin başarılabileceğinin anlatısı olan Çoluk Çocuk yollarını çizmekte olanl veya rotasını değiştirmek isteyen herkes için bir ilham kaynağı.

 

*Yaban hakkındaki yazımızı alttaki linkte bulabilirsiniz:

http://www.hokkadan.com/yabana-atilmak/ 

 

 

 

 

 

 

More from Zeynep Sen

Altay Öktem

Fotoğraf: Zeki Çelik Küçük yaşta konuşma yetisini kaybeden ve kollarını kullanamadığı için...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir