İpek Yeğinsü: Fotoğrafla Resim Çizmek

İpek Yeğinsü İstanbullu bir fotoğrafçı, sanatçı ve sanat yazarı. Kariyerine 10 yıl önce başlayan sanatçı şu ana dek Bloc Projects İngiltere, See.Me Gallery New York ve O’Art gibi mekânlarda yapılan karma sergilere katıldı. Tüm bunların yanı sıra küratörlük de yapan Yeğinsü Hokkadan’a fotoğraflar ile resim yapmanın nasıl bir deneyim olduğunu anlatıyor.

İstanbul City Lights Serisinden

Yaklaşık 10 yıldır çeşitli sergiler açan bir sanaçısın. Önceden resim ve çizim yaparken sonradan fotoğrafa geçtin. Peki neden fotoğraf?

Aslında fotoğraf ile tanışmam dediğin gibi 2008’de oldu. Öncesinde hep resim ve desen vardı. Son bir yıldır ise multimedya enstalasyonlar yapmaya başladım. Medyumlar arasında ayrım yapmamaya çalışıyorum; yerine göre kendimi hangisi ile daha iyi ifade edebileceğimi düşünüyosam onu kullanıyorum.

Fotoğraf genellikle daha somut bir sanat olarak algılanır. Oysa sen fotoğraflarında soyut konseptler yakalıyorsun. Öyle ki kameranla resim çizdiğin söylenebilir Bunun sebebi ne?

Fotoğraf kavramının özü ışıkla resim yapmak. Tarihte pek çok sanatçı gerçekçi öğeleri nasıl yansıtacakları, çalışmalarında duygularını nasıl dışa vuracakları üstüne düşünmek zorunda kalmışlardır. Bence fotoğraf sanatında da böyle birkaç alternatif damardan söz edilebilir. Ben kendimi fotoğraf medyumunun doğasını görünür kılan bir tür soyut dışavurumcu gibi algılıyorum. Oradaki gerçekliğe fazla rahat inanıyoruz; oysa bu aslında kolaylıkla yapıbozuma uğrayabilen bir veriler ve birimler bütünü.

Çalışmalarında sanatçı iç dünyanla felsefeyi buluşturuyorsun. Peki seni etkileyen filozof ve düşünürler kimler? Eserlerine neler yön veriyor?

Felsefeden yola çıkan işlerim oldu ama şu sıralar hiciv ve mizah çok fazla gündemimde. Çünkü dünya öyle bir noktaya geldi ki, bazı olguları şakaya vurmazsak yaşamımızı sürdürmemiz, akıl sağlığımızı korumamız gerçekten olanaksız. Bu anlamda beni en derinden etkileyen düşünürün Nietzsche olduğunu söyleyebilirim. Montaigne’in “Denemeler” kitabı da benim için çok önemli bir eser.

Suzi Amado’nun Kitabının Bir İllüstrasyonu

“Istanbul City Lights” serinden biraz bahsedebilir misin? İstanbul’u neden ışıklarla anlatmayı seçtin? Işıklar, nasıl bir İstanbul tablosu çiziyor?

Bu serilerin vurguladığı iki temel konu var. İlki, gece ışıklarının günümüz kentlerinin silhüetlerini çizen ve onlara görsel kimliklerini yükleyen en önemli öğelerden olmaları. Benim için bu yapay ışıklar aynı zamanda hem insanlığın kurduğu günümüz uygarlığının başarılarının, hem de onun bitmez tükenmez sorunlarının bir metaforuna dönüşüyor. Ayrıca gündüzleri birer beton denizine dönüşen megapoller, geceleri bu ışık kontürlerinin de etkisiyle çok daha estetik bir deneyim sunuyor. İkincisi, bu fotoğraflarda net olmayan, harekete dayalı bir gerçeklik söz konusu. Kentliler aşırı hızlı yaşıyor ve sürekli bir koşturma halinde. Dolayısıyla bence onları çevreleyen gerçeklikler ve belleklerinde bu gerçekliklere dair kalan izler durağan fotoğraf kareleri değil, bulanık ve soyut izlenimler olabiliyorlar ancak.

Kendi eserlerini üretmenin yanı sıra çeşitli dergilerde sanat yazıları yazıyorsun. Farklı sanatçıların çalışmalarıyla böyle bir etkileşim içinde olmak eserlerini nasıl etkiliyor?

Farklı rolleri aynı anda üstlenmek bazı açılardan zor ama birçok açıdan çok yararlı. Masanın diğer tarafıyla empati kurmak için harika bir yol. Farklı sanatçıların çalışmalarına bakarken yazar/küratör şapkası giymek, sonra kendime odaklanıp kendi adıma üretmek kolay bir şey değil. Ama çok da zevkli ve besleyici bir egzersiz.

Peki sanat eleştirilerinin ve röportajların, sanatın herkes için erişilir, anlaşılır olmasındaki rolü ne ve ne olmalı?

Zaten çok küçük bir alana sahip ve çok dar bir kitleye hitap eden güncel sanatı geniş kitlelerle buluşturmanın en önemli yollarından biri onu daha anlaşılır kılmak. Röportaj ve yazılar fazla akademik bir dil içerdiğinde konuya uzak olanlar merak duysalar bile uzaklaşabiliyor. Sanatsal yayınlarda biraz böyle olması gayet doğal, ama daha ana akım medyada biraz daha erişilebilir bir dilin yerleşmesi ve bu dil üzerinden sanata daha çok yer verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Kısa bir süre önce bir psikolog arkadaşının kitabının illüstrasyonlarını yaptın. Bu kitabı biraz anlatabilir misin? Bu senin için nasıl bir deneyimdi?

Suzi Amado benim üniversite yıllarından bu yana çok yakın bir dostum. Birçok yoldan beraber geçtik. Suzi ilk kitabını yazacağını söylediğinde ve benim resimlememi istediğinde çok heyecanlandım ve mutlu oldum. Kitapta bahsedilen konulara zaten çok inanıyorum ve orada anlatılan tekniklerin bazılarından bire bir yararlandım. Belli bir konu ve talep çevresinde şekillenen bir resimleme deneyimim olmamıştı; sadece çok uzun yıllar önce Aytül Akal’ın “Geceyi Sevmeyen Çocuk” adlı kitabı için bir resim yapmıştım. Bu anlamda yine çok besleyici ve öğretici bir deneyim yaşamış oldum; hem de çok sevgili dostumun çalışmalarına elim döndüğünce bir nebze katkıda bulunmuş oldum.

Ağaç

Sevdiğin, sana ilham veren kitaplar neler?

Yukarıda sözünü ettiğim Montaigne’den “Denemeler” çok değerli benim için. Çok farklı tarzda, konuda çok farklı yazarlardan etkilenebiliyorum. Stefano Benni “Deniz Dibindeki Bar”, Italo Calvino “Kesişen Yazgılar Şatosu”, Oscar Wilde “Mutlu Prens”, Stephen Hawking “Zamanın Kısa Tarihi”, Dostoyevski “Yeraltından Notlar”, Carl Sagan “Kozmos”, Ahmet Ümit “Şeytan Ayrıntıda Gizlidir” ve “Sis ve Gece”, Stephen King “Geceyarısını İki Geçe”, “Geceyarısını Dört Geçe” ve “Yeşil Yol”, “Mary Shelley “Frankestein”, Isaac Asimov “Ben Robot”, Jean Baudrillard “Tüketim Toplumu”, “Rıfat Ilgaz “Hababam Sınıfı”, Emily Bronte “Uğultulu Tepeler” ilk anda aklıma gelenler. Bir de küçükken Angela Sommer-Bodenburg’un “Küçük Vampir” dizisine bayılırdım; hala zevkle okuyabilirim! Aziz Nesin’in mizahına, Nazım Hikmet ve Orhan Veli’nin şiirine tutkunum.

Peki bundan sonraki planların ne? Sırada ne var?

“Üç Günlük Dünya” insiyatifi olarak 25 Mayıs’ta sanatçı Nur Gürel’in atölyesinde “Karşının Taksisi” adlı, 15 sanatçının katıldığı karma bir sergi yapıyoruz. Sergi 1 Hazirana kadar devam edecek. Sıradaki en yakın proje olarak  beni çok bu heyecanlandırıyor.

Tags from the story
, , ,
More from Zeynep Sen

ATÖLYE: Disiplinlerötesi Dünyada Yaratıcılık

ATÖLYE yaratıcılığın ve girişimciliğin merkezinde yattığı disiplinerötesi bir inovasyon platformu. Bu tam...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir