Lab Lit Arch

“Bir hikâye bir yol gibi değildir; daha ziyade bir ev gibidir.” Yazar ve mimar Matteo Pericoli, Alice Munro’nun bu sözünden ilham alarak benzerine rastlanmayan bir proje yaratıyor. Hem geleceğin mimarlarına hem de yazarlarına açık olan Lab Lit Arch, Columbia Üniversitesi’nde başlayan ama artık dünyanın çeşitli yerlerindeki okullarda, fuarlarda ve etkinliklerde düzenlenen bir kurs haline geliyor. Lab Lit Arch romanları ve kısa öyküleri, mimari projelere ve bina tasarımlarına dönüştürmeyi öğretiyor öğrencilerine. Nasıl mı? Bu soruyu cevaplamak üzere Matteo Pericoli, Mimar Kerim Miskavi ile Hokkadan için sohbete koyuluyor.

Alice Munro, “Tricks” / Proje: Ilaria Podestà (Niccolò Suraci işbirliğiyle)

Öncelikle Lab Lit Arch projesi nasıl doğdu? Richard Meier’de çalışırken bir anda Columbia’da yaratıcı yazarlık öğrencilerine böyle bir program sunma fikri nereden çıktı?

Kendimi kaybettim, öyle oldu. Buldum demiyorum, kaybettim. Yazmaya ve okumaya hep saygı duyardım. Kelimelerle işe koyulup sonunda dünyayı değiştirebilecek bir şey yaratmanın büyüleyici olduğunu düşünürdüm. Geçirdiğimiz evrimin bize kattığı, tüm dünyayı etkileyen tek yeti bu olsa gerek. Elbette hâlâ mimariye hayranlık duyuyordum ama bir yandan da, alanın kendisinin, onu süslü bir şekilde şekillendirmekten daha önemli olduğunu düşünüyordum. Mesela Michelucci diye bir mimar vardır; binalarını İtalya’dan ayrılmadan görmüştüm. 60’larda yapılan bu yapılar zamanının ilerisindeydi; akla biraz Frank Gehry’yi getiriyordu ama onun betonu kullanan, 3D modellere başvurmadan yapılan, daha kaba versiyonlarıydı. Michelucci bir keresinde mimari okulunda öğrendiği her şeyi unutabilmek için 30 yıl uğraşması gerektiğini söylemişti; onca yılı sıradan binalar yaparak geçirdikten sonra esas üzerinde düşünmesi gereken şeyin alan olduğunu anlamış. Bu bence sihir gibi bir şey. Mimariyi bu şekilde uygulayabilenler de gerçekten çok şanslı ve bir yandan da son derece ender rastlanan kişiler. Sayıları bir elin parmaklarını geçmez. Bunu anladığımda Richard Meier’de çalışmak ne kadar harika olursa olsun böyle bir baloncuğun içinde yaşayamayacağımı fark ettim. Ve böylece mimariyi bir anlamda bırakıp şehir çizimleri yapmaya başladım. Lab Lit Arch ise oldukça saf bir mimari anlayışına ve hikâye anlatıcılığına duyduğum hayranlığın bütünleşmesiyle doğdu. Kitap okurken kitabın içindeki dünyanın etrafımı sardığı gibi bir hisse kapılırım, ki bence bu okumayı seven herkese oluyordur. Alice Munro’nun şöyle bir sözü vardır: “Bir hikâye takip edilecek bir yol değildir… Daha ziyade bir evdir…” Bu sözle karşılaşmamla birlikte her şey açıklığa kavuştu. Bence mimarlar da önemli edebi eserleri okuyarak ve onların nasıl ortaya çıktığını anlamaya çalışarak kompozisyonu ele almalı. Her neyse, komik bir tesadüf eseri bir yaratıcı yazarlık okulu, okulun manzarasının bir çizimini yaptıktan sonra benden bir kurs tasarlamamı istedi. Devamlı romanların mimarisi ve bazı hikâyeler neden ayakta durabilirken bazılarının neden duramadığı üzerine düşünüyordum. “Bunu göstersene,” dedim kendi kendime. “Eline karton kâğıdı al ve göster.” İşte her şey böyle başladı. Bu aynı zamanda hem çok basit bir fikirdi hem de tamamen yepyeni bir şeydi ve arkasına saklanabileceğim hiçbir teori yoktu. Bu durumda tek yapabileceğim şey kendimi ortaya koyup yaratmaktı.

Kısaca özetlemek istersek Lab Lit Arch’ta mimari projelerin, edebi metinlerin mimari yapılara uyarlanması fikrinden doğduğunu söyleyebilir miyiz?

Evet, Lab Lit Arch kısaca, bir fikri yapısal bir modele veya kelimelere dökmek üzerine kurulu; insanlara mimar olmadan tasarım yapmayı, mimar olan kişilere de mimarlığı bir kenara koyarak bunu gerçekleştirmeyi öğretmeye çalışıyoruz aslında. Bunun için de doğrudan ve basit bir düşünce şekli gerek. Kimisi bunu çabucak kavrıyor, kimisi de üzerinde kafa patlatmak zorunda. Her şekilde, yaptıkları bir hikâye kurgulamaya benziyor. Ve biliyor musun, bu kursun ilk dersleri hep çok kötü geçer çünkü kimsenin ne yapacağına dair en ufak bir fikri olmaz. Bu dersleri İtalya, ABD, Kudüs, Dubai ve Taipei’de verdim şu ana dek. Artık ilk gün pek bir şey olmasını beklememem gerektiğini öğrendim. Katılımcıları motive etmek için onlara ağacı sallayıp tüm yapraklarını döktükten sonra geriye kalanı kullanmaları gerektiğini söylerim. Kullanacakları ideal yapı budur çünkü. Bir kitaptan kelimeler döküldükten sonra kalan budur. Bu kalan dediğim kararsızlık olabilir, karşılıksız aşk olabilir, kayıp olabilir… Mimari için de aynı şey geçerli. Tüm o katmanları, duvarları kaldırdığında geriye kalan tek şey alandır ve her ne kadar sinir bozucu olursa olsun gerçek mimarlar alanı kullanarak tasarım yaparlar; alanı bir materyal gibi ve duvarları da o alanı tanımlamak için kullanırlar. Tıpkı kelimelerin edebiyata yaptığı gibi. Lab Lit Arch’ta bu yüzden edebi bir yaklaşım kullanıp içe doğru ilerliyoruz ve geriye neyin kaldığına bakıyoruz.

James Joyce, “Ulysses” / Proje: Katherine Treppendahl

Peki sence insanların kültürel öz geçmişleri dünyanın farklı noktalarındaki Lab Lit Arch projelerini ne şekilde etkiliyor?

Programın web sitesinde Amy Hempel’in ‘The Harvest’ının birkaç mimari örneği var. Derslerimize çok uyan bir öyküdür bu, zira bir kaza iki farklı bakış açısından anlatılır. İlk anlatımda kulağa gerçekten bir kaza olmuş gibi gelir. Ama ikinci anlatım “Eh, senin için yazdığımda bazı şeyleri yazıya dahil etmemeyi, bazı şeyleri de değiştirmeyi tercih ediyorum,” diye başlar. O yüzden ikinci anlatım farklıdır; ilk anlatımın bazı noktalarını düzeltir, böylece güven duygusu ortadan kalkar ve okuyucu hikâyelerin nasıl yazılıp yüzeye çıkarıldığını düşünmeye sevkedilir. Bu dürüst metodoloji de yazar-okuyucu ilişkisinin nasıl işlediğini yansıtır. İşte bu hikâyeyi neredeyse her kursumda kullanırım ve her seferinde üzerine farklı bir proje üretilir. Hikâyenin en basit yorumu birbirinin içine geçmiş iki yapı yaratmaktır. Ama bu da, bize ilk hikâyenin yalan olduğunu söylese de, ikincinin doğru olduğuna nasıl inanırım sorusunu cevapsız bırakır. Bu durumda katılımcılar, belirsizlik ve sonsuz olasılıklar üzerine düşünmeye başladıklarında kültürel yorumlar ve farklar çalışmaların içine girmeye başlıyor. Örneğin bazı kültürler bu hikâyeye öfkeyle tepki veriyor: “Bana neden yalan söylüyorsun?” Bazılarıysa anlatıcı gerçeği söyleyemediğinden üzülüyor. Ortaya da mimari açıdan çok ilginç sonuçlar çıkıyor. Sanırım bir açıdan hikâyelerin, mimariden daha kuvvetli olduklarını düşünüyorum, hem de hikâyelerin somut bir şeyden yapılmamış olmalarına rağmen. Çünkü hikâyelere verilen tepkiler, onların mimariye çevrilmelerinden daha şiddetli oluyor. Bu bence çok ilginç bir durum, özellikle de mimarinin uzmanlara özel bir alan olduğu, hikâye anlatıcılığının da herkes için olduğu düşünülünce. Açıkçası bu da düzeltmek istediğim bir durum, çünkü mimari de, kitaplar gibi herkes için olmalı.

Neden kitapları yalnızca çizimlere, diyagramlara ve görsellere değil de maketlere çevirmeyi seçtin?

Çünkü herkesin alanla bir ilişki kurabileceği kanısındayım. Öncelikle bir şeyi inşa etmek onun hakkında daha çok şey öğrenmeni sağlar. Problem şu ki, çizimlerin kötü bir ünü var; onlara bir nevi kayıp dil gözüyle bakılıyor. Mimaride çizim kodlu bir dil gibi. Bu yüzden maket daha doğrudan bir iletişim sunuyor. Bunun yanı sıra, kurslarımda ortaya çıkan projelerin her birinin gerçekte var olabilecek türden projeler olmasını istiyorum. Katılımcılar çılgınca şeyler üretmekte serbestler ama bir yandan da bu projeler hayata geçirildiklerinde bir amaca hizmet etmeliler. Mesela bir proje tamamlandığında onu kütüphane olarak kullanılırken görebiliyorsanız hikâyenin asla terk edilmeyeceğini ve nasıl sonlanacağını da görebiliyorsunuz demektir. Tüm bu çabaların birkaç gün içinde sonuç verdiğini görmek inanılmaz bir şey. Tabii bir de maketler sayesinde mimari özgeçmişe sahip olmayan kişiler alansal fikirlerinin aslında ne kadar sofistike olduğunu görmüş oluyorlar.

J.D. Salinger, “The Catcher in the Rye” / Proje: Monica and Anu

Tags from the story
,
More from Kerim Miskavi

Lab Lit Arch

“Bir hikâye bir yol gibi değildir; daha ziyade bir ev gibidir.” Yazar...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir