Meltem Şahin: Sergilerden Çocuk Kitaplarına Yolculuk

Meltem Şahin – Otoportre

Meltem Şahin İstanbullu bir sanatçı, illüstratör ve animatör. Şahin geçtiğimiz sene filozofların düşüncelerini işlerine yansıttığı “Negative Pleasure”ı ve ardından da küratörlüğünü üstendiği “PMS” adlı sergiyi açtı. Can Yayınları’nın çocuk kitaplarının illüstratörlüğünü de yapan Şahin, bunun yanı sıra yetişkinlere yönelik “P Is for Pussy” adlı kitabın da illüstrasyonlarına el attı. Biz de Meltem Şahin’le bir araya geldik ve yayıncılık dünyasına bir sanatçının gözünden baktık.

 

Geçtiğimiz sene “Negative Pleasure” adlı solo bir sergi açtın. Sergide Gilles Deleuze veNietzsche gibi pek çok farklı düşünürden etkilendiğin birtakım çalışmalar ortaya koydun. Bu sergiden biraz bahsedebilir misin?

“Negative Pleasure”a aslında Amerika’da yüksek lisansımı yaparken tez projem olarak başlamıştım. Negative Pleasure kavramını da Immanuel Kant’tan aldım. Kant’a göre, güzelin tecrübe edilmesinde sadece saf haz elde edilirken, yücenin tecrübe edilmesinde acı ve haz aynı anda hissedilir. Bu acı ve hazzın aynı anda yaşanmasını Kant “Negative Pleasure” yani “Olumsuz Haz” olarak tanımlamıştır. Ben de sergiyi bu kavramdan yola çıkarak oluşturmaya karar verdim. Bunun dışında sergide Deleuze, Merleau-Ponty ve Nietzsche’nin etkisi de büyük. Yapmak istediğim ise, felsefeyi alıntılar üzerinden değil de yetişkinler için tasarlanmış oyuncaklar üzerinden anlatmaktı. Bunu yaparken duyusal öğrenme adlı bir tekniği kullanmak istedim. Oyuncaklar bunun için çok uygundu. Katılımcıların eserlere dokunup hissedebilmeleri önemliydi. Bir de Mert Kocadil adlı besteci arkadaşımın sergi için yaptığı besteler vardı; sergiyi gezenlere o besteler eşlik ediyordu. Böylece bir sürü farklı duyu aynı anda devreye girmiş oluyordu. Bu arada sergide oyuncak kullanmayı seçmemin sebebi felsefeyle arasındaki tezattı. Çoğu insan felsefeyi toplumdan kopuk, anlaması zor bir şey olarak görüyor; ben de oyuncakları kullanarak felsefeyi ziyaretçilere yakın kılmak istedim.

O halde “Negative Pleasure” farklı yaratıcı dalların bir araya gelip birbirlerini besledikleri bir sergi oldu.

Evet. Amerika’dayken robot bilim üzerine bir ders alıyordum. Orada lazer kesimi ve temel elektronik devreleri gibi şeyleri öğrendim ve bu edindiğim bilgiyi animasyon ve illüstrasyonla birleştirip disiplinler arası bir sergi oluşturmaya çalıştım.

Peki neden bu üç filozof? Bu düşünürler sergini nasıl etkilediler?

Merleau-Ponty ile Deleuze’ün fikirlerini kullanmak istedim, zira eserlerini ve düşüncelerini çok severim. Bunun dışında, dediğim gibi bu projeye yüksek lisansımı yaparken başlamıştım ve profesörlerimle sergiyi konuşurken, felsefeyi insanlara yakın kılmak istiyorsam Nietzsche’yi de kullanmam gerektiğini, çünkü onun insanlar için bir başlangıç noktası olabileceğini söylediler. Bir de tabii, bu üç filozof da aynı felsefeyi savunuyor; bir şeyin sonundan ziyade oluş sürecine inanıyorlar. Bu nedenle sergimdeki tüm çalışmalar döngülerden oluşuyordu; hep bir devamlılık vardı.

Bu döngüleri oluştururken ne gibi oyuncaklar kullandın?

Genellikle optik illüzyon oyuncakları kullandım. Onları oluştururken sanat felsefesinin yani estetiğin aslında optik illüzyonlar gibi bizim görme gücümüzü sorguladığını düşündüm. İkisi arasında böyle bir benzerlik saptamak beni optik illüzyon oyuncakları üretmeye sevk etti. Kullandığım oyuncakların hepsinin sistemi çok eski olduğundan onları yeni tekniklerle birleştirmek ve böylece bir tezat oluşturmak istedim. Mesela animasyonun ve hatta filmin atası olan zootrope’u kullandım; onu yeni medya işleriyle birleştirip bir tezat oluşturarak, “Negative Pleasure”daki huzursuzluk hissini devam ettirmek istedim.

Peki biraz da daha yakın tarihli PMS adlı serginden bahseder misin? Bu sergi nasıl bir konsept üzerine kurulu? 

Bu sergi benim ilk küratörlük denemem aslında. Biliyorsun, PMS kadınların regl öncesinde yaşadıkları hormonal, fiziksel ya da duygusal semptomlara verilen ad. Bu sergide çıkış noktam mesela markete gidip ped aldığımızda onun bize hâlâ siyah bir poşet içinde veriliyor olması; saklanması gereken bir şeymiş gibi. Ya da bir erkek arkadaşınıza moralinizin bozuk olduğunu söylediğinizde “Ah, PMS misin?” gibi bir tepki almak… Bu gibi şeyler ve mesela bir kadına ilk regl olduğunda tokat atılması gibi çılgın geleneklerdi çıkış noktam. Ayrıca PMS’i bir kenara bırakalım, Türkiye’nin birçok yerinde reglin kendisinin bile konuşulmamasıydı. Kısacası buna tepki gösteren bir sergi oluşturmak istedim. Sonuçta 10 Türk ve sekiz yabancı kadın sanatçının çalışmalarından oluşan bir sergi tasarladım. PMS bir artırılmış gerçeklik sergisi oldu. Duvarlarda sanatçıların yaptıkları posterler asılıydı ve tasarlanan telefon uygulamaları sayesinde katılımcılar bu posterleri telefonlarından da görebiliyordu.

Gelelim illüstratör kimliğine; çocuklar için illüstrasyon yapmakla, yetişkinler için yapmak arasında ne gibi farklar var?

Çocuk çizimleri söz konusu olduğunda Can Yayınları için illüstrasyon yapıyorum. Hatta Ocak ayında yeni bir kitabım çıktı, Masal Koleksiyonu 3 diye. Can Yayınları bana oldukça özgürlük tanıyan bir yayınevi. Bana neredeyse hiç karışmıyorlar. Çocuklar için öyle sarışın, mavi gözlü, Barbie bebek gibi şeyler çizmek istemiyorum. Tam tersi mesela kısa boylu, şişman, aşırı zayıf, kel yani farklılıkları olan karakterler yaratmak, böylece çocukların o yaşta oluşturdukları görsel zekalarını geliştirmek istiyorum. Bu yüzden de belki de toplum tarafından çirkin kabul edilebilecek çizimler yapıyorum. Yetişkinlerde de aslında aynı tarzı devam ettiriyorum. Çocuklar için genellikle orta okul öncesi yaş grubu için çizim yapıyorum. Orta okul dönemi için çalışsaydım daha farklı bir tarz benimsemem gerekirdi. Ancak bu yaş grubu için tarzım ideal, üstelik bu tarzın yetişkinler için yarattığım tarzdan pek bir farkı yok. Oysa ki orta okul yaş grubu ne istediği konusunda çok daha spesifik oluyor, onlar daha gerçekçi şeyler bekliyor. O dönem öncesi grupta ise her şey makbul gibi.

 

2013’te çalışmaların dünyanın en büyük çocuk kitap fuarı olan Bolonya Fuarı’na seçilmişti. Bu süreci biraz anlatır mısın? Bunun sana ne gibi katkıları oldu?

Üniversite üçüncü ya da dördüncü sınıfta Nasreddin Hoca illüstrasyonları yapıyordum. Bu bizim ödevimizdi o ara. Yaptığım Nasreddin Hoca çizimini Bolonya’ya gönderdim. Çizimlerim fuarın yıllığına seçildi ve Can Yayınları’yla da bu sayede çalışmaya başladım. Daha öncesinde Can’a başvurmuştum ama hiçbir geri dönüş almamıştım. Fakat Bolonya’ya seçildikten sonra bir sürü yayınevinden teklif aldım, zira son 10-15 beş sene içinde seçilen ilk Türk’tüm. Bunun yanı sıra İtalya, Japonya ve Tayvan’dan işler gelmeye başladı. Bu, kariyerim için bir dönüm noktası oldu ve hatta akademik kariyerimi de etkiledi. Öyle ki, yüksek lisans için iki defa Fullbright Bursu’na başvurdum, ilkinde alamadım, fakat ne zaman ki çalışmalarım fuara seçildi, o zaman bursu kazandım -iki başvurunun arasındaki tek fark ise eserlerimin fuara seçilmiş olmasıydı.

Peki, biraz evvel bahsettiğimiz düşünürler haricinde etkilendiğin isimler var mı? Bize birkaç tavsiyede bulunmanı istesek…

Görsel işler yapmama rağmen aslında görsel sanatçılardan çok yazınsal eserler ortaya koyan kişilerden etkileniyorum. Çünkü bu kişilerde hiçbir görsel kod olmuyor; eserleri tamamen fikirler ya da duygular etrafında dönüyor. Dolayısıyla okumak ve müzik dinlemek bana en çok ilham veren şeyler. Zira oradaki açık kapılar benim hayal gücümü tetikliyor. Özellikle sanat felsefesi ve felsefe beni etkileyen dallar. Sanat felsefesine lisede Wittgenstein ve Kafka gibi yazarları okuyarak başlamıştım. Daha sonraları, üniversiteye geçtiğimde Anaïs Nin gibi kadın yazarlara ve edebiyata yönelmeye başladım. Yüksek lisans döneminde ise ilgim daha çok makalelere, kurgu dışı eserlere kaydı. Son zamanlarda kurguyla alakalı pek bir şey okuyabildiğimi söyleyemeyeceğim. Bana ilham veren kişilere dönersek şu ara Jacques Derrida ve Deleuze’ün başı çektiğini söyleyebilirim.

Son olarak, şu ara neler üzerine çalışıyorsun?

Şu anda artırılmış gerçeklik çalışmalarımdan büyük keyif alıyorum ve bunu başka platformlara taşımak istiyorum. Mesela sokakta oynanabilen oyunlar, hazine avımsı etkinlikler gibi bir şey planlamak istiyorum. Bunun haricinde Mamut Art için birtakım gifler üzerinde çalışıyorum. Aynı zamanda çocukların çizimlerini nakış haline getirip kıyafetlerde kullanan bir marka var, onun için çocuk çizimlerinin canlanıp nakşa dönüştüğü bir gif yapıyorum.

More from Zeynep Sen

Her Kadının Okuması Gereken 10 Kitap

Belki fark etmişsinizdir; #MeToo hareketinin çıkmasıyla kitapların üstünde eğildikleri birincil konulardan biri...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir