Renklerden Moru: Alice Walker ve Gerçekleri Anlatmanın Cesareti

“Kalbimin okuyucunun kalbine doğrudan dokunmasını istemişimdir hep. Karanlığın çöktüğü günlerde güzelliğin bulunabileceğini, bunun yaşanacak son gün olmadığını söylemek istemişimdir.”

Ünlü yazar Alice Walker kısa bir süre önce The New York Times’a verdiği röportajında işte böyle demişti. Aslında bu dile getirmesine bile gerek olmayan, yazdığı eserlerden anlaşılabilen bir şey. Bilhassa da Türkçe’ye Doğan Kitap tarafından yeniden çevrilen, (İlk baskısı İnkılâp Yayınları, 1984) Pulitzer Ödüllü romanı Renklerden Moru’ndan. Yazarın kaleme aldığı eserlerden belki de en kuvvetlisi olan bu roman gerek kendine has anlatımıyla, gerekse güçlü kadın karakterleriyle okuyucunun kalbine dokunmakla kalmıyor, aynı zamanda onu deşiyor.

Renklerden Moru’nun ana karakteri Celie’nin zor, yıpratıcı bir hayatı var. Siyahi bir ailenin kızı olarak dünyaya gelen Celie genç kızlığından beri babası tarafından hem dövülmekte hem de tecavüze uğramakta. Celie bir süre sonra sevmediği, dört çocuğu olan, Albert adında dul bir adamla evlendirilir. Evliliğinin eski hayatından pek bir farkı yoktur. Zira kocası onu var gücüyle dövmeye devam etmektedir. Öyle ki oğlu bunu neden yaptığını sorunca ona şu yanıtı verir:

“Çünkü o benim karım.”

Bu gidişatın aksine Renklerden Moru iç karartıcı olduğu kadar umut verici. Zira roman yalnızca Celie’nin çektiği acıları anlatmıyor. Aynı zamanda onun kurtuluşunu, özgürleşmesini konu alıyor. Celie’nin Tanrıya yazdığı mektuplar -ettiği dualar- şeklinde kaleme alınan kitabın devamında ana karakterimiz, kız kardeşi Nettie, Albert’in metresi Shug Avery ve gelini Sofia’nın yardımıyla kaçmayı başarıyor. Celie sonunda Memphis’e taşınıyor. Geçirdiği evrim bir yandan onu olgunlaştırıp güçlendirirken bir yandan da kocası Albert’i ilginç bir şekilde akıllandırıp sakinleştiriyor.

Romanın merkezinde birkaç şey yatıyor: yalnızlık, erkek dominantlığı, duygusal bağların gücü ve şiddet. Zira Celie’yi gördüğü şiddetten asıl kurtaran kurduğu ve sahip olduğu bu duygusal bağlar oluyor. Bu da dayanıklı, güçlü olmanın gerçekten ne demek olduğuna yeni bir bakış açısı getiriyor ve okuyucunun kitapta yüce bir ruha tanıklık etmesini sağlıyor. Bu yüzden Alice Walker’ın verdiği bir röportajında, okuduğu kitaplarda tam da bu ruha tanıklık etmeyi sevdiğini söylemesine şaşmamak gerekir:

“Akli silahları gaipten geldiği kadar kalbinden de gelen, ruhu yalnızlıktan ve hayallerden beslenen bir kahraman görmeliyim. Başka bir deyişle, yazarın cesaretine tanıklık etmeliyim.”

İlk olarak 1982’de, İngilizce olarak yayınlanan Renklerden Moru’ndaki Celie’nin tam da böyle bir karakter olduğuna şüphe yok. Yazarın cesaretinin karakterine yansımasının sebebi bu olsa gerek. Kendi kimliğini, cinselliğini ve özgürlüğünü yıllar içinde keşfedip peşlerinde koşabilen bir karakter “cesurdan” başka bir şey olabilir mi?

Peki tüm bunları böylesine açık ve böyle doğrudan anlatan bir yazar cesur değilse nedir? Ya çok zor koşullarda büyüyüp bunu eserlerine yansıtabilmiş, depresyona girip çıkmayı başarmış Yurttaşlık Hakları Hareketleri’nde bir eylemci olarak bulunmuş, Missippi’nin ilk ırklar-arası evliliğini yapmış bir kadın?

Alice Walker hayatında şahit olduğu ve yaptığı her şeyi eserlerine akıtabilecek kadar cesur ve dürüst bir yazar. Dürüstlüğün içindeki güzelliği yakalayabilen ve onu paylaşabildiği herkesle paylaşan bir yazar. Bu hem yazdığı hem de okuduğu kitaplara yansıyan bir gerçek. Aksi takdirde neden en sevdiği kitaplar arasında Somaly Mam’ın Kamboçya’da çocuk tacirliği, kölelik ve sadistik “seks” tacirliği hakkındaki kitabı Yitik Masumiyet’i olsun ve neden bu kitabı bitirdikten sonra “onu ve onun gibi kitapları okumak yükümlülüğünde” olduğumuza karar versin?

Kabul, Renklerden Moru bir savaş ortamında değil de daha kişisel, “ailevi” bir ortamda çekilen acıların, görülen şiddetin ve keşfedilen potansiyelin romanı. Ancak bu eserin pek çoğumuza tanıdık gelecek olan, bazılarımızın görmezden gelmeyi tercih edecekleri gerçekleri bize yeniden göstermediği anlamına gelmiyor. Romanı muhakkak okunması gereken bir güç merkezi, hiçbir şekilde hafife alınmaması gereken bir şaheser yapan da tam olarak bu.

 

 

More from Zeynep Sen

Sevin Okyay: Ara Sıra ve Daima

Harry Potter serisinin, Jeannette Winterson’ın kitaplarının, Philip Pullman’ın ve daha pek çok...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir