SALT Araştırma

SALT Araştırma İstanbul’un görsel sanatlar, mimari ve tasarım, Türkiye’nin sosyekonomik gelişimi gibi dallarda en kapsamlı kaynağına sahip yer. Buraya yalnızca “kütüphane” demek yanlış olur çünkü SALT bu mekânsal tanımı aşan, araştırmanın sınırlarını zorlayan olağanüstü bir kuruluş. SALT’ın Kütüphane ve Arşiv Yönetmeni Sezin Romi, SALT’ı nelerin sadece bir kütüphane olmaktan öteye taşıdığını Hokkadan ile paylaşıyor.

Sezin Romi, Kütüphane ve Arşiv Yönetmeni Fotoğraf: Mustafa Hazneci

SALT Araştırma, adı üstüne, kalbinde araştırmanın yattığı bir yer. Burayı bir kütüphane olarak tanımlamamanızın sebebi bu mu? Sizce bir kütüphaneyle, araştırma mekânı arasında ne gibi farklar var?

SALT araştırma yapan ve yaptığı araştırmaları sergi, kamu programı, e-yayın gibi farklı yöntemlerle paylaşan ve bir araya getirdiği kaynakları SALT Araştırma üzerinden erişilebilir yapan bir kurum. SALT Araştırma yalnızca kitapları içeren bir kütüphane değil. Aynı zamanda sayısı iki milyona yaklaşan dijital belgeden oluşan çok kapsamlı bir arşivi de var. Bu ikisi bir bütünlük sağlıyor. Bu sebeple mekân adı hakkında uzun uzun düşünmüştük ve sonunda “araştırma” hepsini kapsadığı için SALT Araştırma’ya karar vermiştik. Bugün araştırma dediğimiz şey de sadece kitaplarla, arşiv belgeleriyle sınırlı bir şey değil. Bunların bulunduğu ortamlar değişti, fiziksel materyallerin ötesine geçti.

SALT Araştırma kütüphane ve arşivi Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi’nin, Garanti Galeri’nin ve Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi’nin birleşmesiyle oluşmuştu. Bu birleşim nasıl gerçekleşti?

Bu bahsettikleriniz SALT açılmadan önce farklı alanlarda faaliyet gösteren kültür kurumlarıydı. Biri güncel sanata, biri tasarım ve mimarlığa, diğeri de sosyal ve ekonomik tarih konularına odaklıydı. 2011’de SALT kurulduğunda bu kurumların kütüphane ve arşivleri SALT Araştırma’nın çekirdeğini oluşturdu.

SALT Araştırma, SALT Galata Fotoğraf: Mustafa Hazneci

Dediğiniz gibi SALT 2011’den beri oldukça hem fiziksel olarak hem de dijital ortamda hızlı büyüyüp gelişti, hâlâ da büyüyor. Kütüphanenize ekleyeceğiniz parçaları, odaklandığınız konular haricinde, nasıl seçiyorsunuz?

Dediğiniz gibi görsel pratikler, yapılı çevre, sosyal yaşam ve ekonomik tarih konuları gibi odaklandığımız birtakım alanlar var. Eklenecek materyallerin bunların çerçevesinde olması önemli. Yayınlarımız için SALT Araştırma ve Programlar ekibinin yanı sıra işbirliği yaptığımız, farklı konuda uzman pek çok araştırmacının fikirlerini alıyoruz. Bu amaçla her ay bir yayın öneri listesi paylaşıyoruz. Bu listedeki önerileri satın alma veya bağış yoluyla kütüphane koleksiyonumuza ekliyoruz.

Koleksiyonunuza ekleyeceğiniz arşivleri dijitalleştirdikten sonra genellikle sahibine geri veriyorsunuz. Bu arşivleri de önceki bir röportajınıza göre “kişinin yaşamı üstünden” inceliyorsunuz. Bu nasıl oluyor? Kişinin yaşamı, arşive yaklaşımınızı nasıl etkiliyor?

Elbette farklı alanlarda arşivlerimiz var; ama bu soruya sanat arşivi üzerinden cevap vermek isterim. 1950’den günümüze kadar Türkiye sanat tarihi üzerine araştırmalar yapıp arşivleri bir araya getirmeye çalışıyoruz. Fakat bu döneme ve konuya ait belgeleri bir arada bulmak mümkün değil. Böyle olunca da döneme tanıklık eden sanatçılar, küratörler ve diğer kişiler üzerinden ilerlememiz gerekiyor. O kişilerle iletişime geçip ellerinde bulunan, kendi çabalarıyla bugüne dek koruyabildikleri arşiv materyallerini ödünç alıyoruz, bunları sayısallaştırıp SALT Araştırma’da erişilebilir yapıyoruz. Sonra sahiplerine iade ediyoruz veya arşiv mekânımızda saklayıp koruyoruz.

“Kişi üstünden incelemeye” gelince; bunu da sanatçı arşivleri üzerinden değerlendirebilirim. Örneğin İsmail Saray’da böyle bir şey yaşadık. Kendisi, hakkında çok fazla bilgi sahibi olunan bir sanatçı değildi. Fakat 1980’de Türkiye’yi terk etmeden önce tüm arşiv materyallerini Kütahya’daki aile evinde bırakmıştı. Biz bu projeye başladığımızda o arşivi alabilme şansımız oldu. Normalde böyle kaynaklar zaman içerisinde çeşitli sebeplerden kaybolup yok olabiliyor. Bu sebeple günümüze kadar var olabilmesi çok önemliydi.

İsmail Saray (SALT, 2018), Ön Kapak Tasarım: Okay Karadayılar

Arşiv materyallerinin işlenmesi kitaptan farklı oluyor. Bir kitabı elinize aldığınızda başlığı, yazarı, basıldığı yer; bunların hepsi bellidir. Arşiv materyallerini tanımlamak ise tamamen arşivcinin, araştırmacının bilgisine ve bulabildiklerine bağlı. Bunun için birtakım izleri takip edebilmek gerekiyor. O yüzden İsmail Saray’ın arşivine başlamadan önce kendisinin de yönlendirmesiyle bir biyografisini çıkarmamız gerekti. Nerede okumuş, hangi yıl, hangi sergiye katılmış gibi… Daha sonra arşivi bu biyografiyle çapraz bir şekilde sorgulayarak anlamlı hale getirdik.

Farklı kişilerin arşivleri birbirlerini nasıl tamamlayabiliyorlar? Böyle farklı yapboz parçalarından genel bir resim nasıl ortaya çıkabiliyor?

Farklı arşivler birbirlerinin tamamlayıcı hale gelerek kolektif bir bilgi oluşturuyor. Örneğin biz İsmail Saray arşivini yaparken Ahmet Öktem’in arşivinden İsmail Saray ile katıldıklarını ortak bir sergiden görselleri edindik. Bunu demişken Yusuf Taktak arşivinden de bahsetmek önemli. Çünkü Yusuf Taktak bir sanatçı olmanın yanı sıra bir araştırmacı ve arşivci. Onun arşivi yalnızca kendi üretimini değil, aynı zamanda genel Türkiye sanatı üstüne bilgi ve belgeleri kapsayacak nitelikte. İsmail Saray’ın arşivinde olmayan bazı sergi görsellerini de, Yusuf Taktak’ın arşivinden edindik.

2017’de sanatçı Refik Anadol SALT’ın davetiyle Arşiv Rüyası adlı bir medya enstalasyonu yapmıştı. Bu enstalasyonda SALT Arşivi’nden 1.700.000 eser görselleştirilmişti. Sizce bu enstalasyon arşivinizin algılanışın şeklini etkiledi mi? SALT’ta ne gibi bir etkisi oldu?

SALT olarak arşivimizi kamu için yapıyoruz. Arşivin sadece akademik seviyedeki kişiler tarafından kullanılan bir şey olmadığını, herkese hitap eden ve herkesin yararlanabileceği bir şey olduğunu düşünüyoruz. Bu sebeple arşiv sadece arama yapılabilen standart bir çevirim içi katalogla da sınırlandırılmamalı. Refik Anadol’un yaptığı bu proje bu bağlamda ilginçti. Aslında mevcut külliyatı tüm bunların dışına çıkartıp gözler önüne serdi. Bunun anlattığım süreçlerden hiç haberi olmayan, sergiyi görmeye gelmiş kişilerde bir şeyler uyandırdığını umuyoruz. Arşivin paylaşılması, var olan sınırların dışında görünür olması çok önemli.

Refik Anadol, Arşiv Rüyası, SALT Galata, 2017 Fotoğraf: Mustafa Hazneci

SALT’ın dijital arşivinin yanı sıra çok etkileyici bir nadir eser koleksiyonu var. Bu koleksiyonun içinde sizce en önemli ya da ilgi çekici eserler neler?

Nadir kitaplar dediğimiz kütüphane kısmında, talep karşılığında kullanıcıların yararlanabildikleri kaynaklar. Bunlar daha çok 1930 öncesi basılmış kitaplarla, piyasada bulunması zor kitaplardan oluşuyorlar. Hepsi çok değerli ama aklıma gelen ilk örneklerden biri 19. yüzyılın ikinci yarısından 1940’lara kadar Osmanlı İmparatorluğu ile Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içindeki ticari merkezlerin faaliyetlerini içeren Şark Ticaret Yıllıkları. Tarihi önemi olan matbu kitapların haricinde 1930 sonrası basılmış; fakat bulunması zor olan kitaplar da var. Örneğin bağış olarak edindiğimiz 1969’da düzenlenen When Attitudes Become Form sergisinin kataloğu bunlardan biri.

Sizce dijital ve internet çağında SALT gibi araştırma mekânları ne gibi değişimler geçirebilir?

Dünyada pek çok kişide şöyle bir algı var: “Dijital çağ geldi, artık kütüphanelere gerek kalmadı”veya “Kitapsız kütüphane” yaklaşımı. Fiziksel kaynakların varlığını gösterdiği günümüzde bunun tamamen gerçek olabileceğini düşünmüyorum. Kişilerin kütüphanelere ihtiyaçları olduğunu burada bizzat görüyoruz. Kütüphaneler artık yalnızca kitapların olduğu, araştırmanın yapıldığı yerler değil. Aynı zamanda birer vakit geçirme ve sosyalleşme mekânları. Üretim için ilham alınan yerler.

Öte yandan odaklandığımız konularda fiziksel kitaplara bakmaya hâlâ ihtiyaç var. Her şey e-kitap formatında yok. O yüzden şu anda kütüphanelerin melez bir yapıda olduklarını düşünüyorum. Bir yandan fiziksel materyaller, bir yandan yeni çıkmakta olan veya fiziksel materyallerin dönüştürülmesiyle edinilen dijital kaynaklar… Bunlar bir arada varlıklarını sürdürürken kütüphanelerin sosyalleşme, buluşma, etkinlik düzenleme ve sosyal sorumluluk projeleri gibi pek çok amaçla kullanılmaya devam edecekleri kanısındayım.

SALT Araştırma, SALT Galata Fotoğraf: Mustafa Hazneci

Son olarak SALT Araştırma için sırada ne gibi heyecan verici planlar var?

Biliyorsunuzdur, 2017’de SALT Araştırma mekânını büyüttük, SALT Galata’nın eksi birinci katında yeni bir mekânımız oldu. Şu anda iki mekân, iki farklı ihtiyacı karşılar nitelikte. Bir mekânımızdan serbest kullanıcılar yararlanırken, eksi birinci kattaki SALT Araştırma Ferit F. Şahenk Salonu’nda kaynaklardan yararlanmak isteyen kayıtlı kullanıcılar çalışabiliyor. Artık bu iki ihtiyaç dengelenmiş durumda.

Öte yandan araştırma projelerimiz devam ediyor. Yakın zamanda çıkacak e-kitaplarımız var. Bunlardan biri İngilizce yayımlanacak olan, editörlüğünü Alessandrini Michela’nın yaptığı Curatorial Archives in Curatorial Practices. Michela’nın küratör arşivlerinin pratiğe dair ne gibi izler taşıdığını araştırdığı söyleşilerden oluşacak olan e-yayın, aralarında Charles Esche, Susan Hapgood, Hou Hanrou, Cornelia Lauf ve Hans Ulrich Obrist’in de bulunduğu on dokuz küratörün arşivlerine olan yaklaşımlarını ele alacak. Bir diğer e-yayın: Kültürel Aracılar. Bu e-yayın da Türkiye’de 1990’ların sonundan itibaren “kamusal mekânda sanat” üzerine katmanlanan tartışma ve deneyimlerin etkisiyle dış mekânda gerçekleşen projelere odaklanan ve 2017’de “Park: bir ihtimal [Hatırlama] ile başlayan bir serinin devamı niteliğinde.

Bu yayınların yanı sıra 2013’te SALT’ta sergilenen Modern Denemeler 5: Aşı projesinin bir uzantısı olan, Aslıhan Demirtaş’ın  nehirlerin insan yapımı göller ve barajlarla düzenlenmesindeki anlamları araştırdığı Graft  yayımlanacak. Kasım’da SALT Galata’da Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’yle ilgili araştırmanın görselleştirildiği bir sergi olacak. Sergi, 1932 Resim-İş Bölümü’nün kuruluşundan, 1973’te yatılılık esasının kalkışına kadarki sürece odaklanıyor. Bunun da önünü açan daha önce yapmış olduğumuz Gazi çıkışlı sanatçıların arşivleri oldu. O arşivler ve o sanatçıların pratikleri bizi böyle bir araştırma yapmaya itti.

SALT Galata, Fotoğraf: Mustafa Hazneci

 

*SALT Araştırma’nın web sitesinden mekân hakkında daha fazla bilgi edinebilir, gelecek etkinliklerini keşfedebilirsiniz!

 

 

More from Zeynep Sen

Doğayı Korumak İsteyenlerin Okuyabilecekleri En İyi Kitaplar

Son yıllarda her televizyonu açtığımızda yeni bir faciayla karşılaşıyoruz: seller, kuraklıklar, fırtınalar,...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir