Zeynep Solakoğlu – Portakal Kız

2012’de, daha kariyerinin başındayken, sanatçı Taner Ceylan’ın Vogue Türkiye dergisi için seçtiği genç yetenekler arasında yer alan Zeynep Solakoğlu bize ilk kitabı Portakal Kız’ı anlattı. Solakoğlu yazarlığını ve çizerliğini yaptığı kitabının nasıl doğdunu, onu bir yayınevinden değil de kendi başına yayınlamanın nasıl bir deneyim olduğunu bizlerle paylaştı.

Portakal Kız’ı sekiz yıl önce yazdın; bunca zaman sonra yayınlamaya nasıl karar verdin? 

Kitabı ilk tamamladığımda sonuçtan memnun olmasına memnundum ama daha işim bitmiş gibi hissetmiyordum. Bir eksiklik vardı lakin bu eksikliği henüz tamamlayabilecek kıvamda olduğumu düşünmüyordum; kendimi daha geliştirmem gerektiğini hissediyordum. Böylece kitabı bir kenara kaldırdım ama hiçbir zaman tam olarak bırakmadım. Zira o benim için bir tutku projesiydi. Doğru zamanı bekledim fakat bekleye bekleye aradan yıllar geçti. Sonra derken Berlin’de, Piktoplazma Akademi’de bir programa katıldım. Programdakilere Portakal Kız’ı anlattım. Onlar da Portakal Kız’ı vaktinde tamamlayabilirsem, program sonunda düzenlenecek sergiye koyabileceğimi söylediler. Biraz da oradan aldığım teşvikle kitabı tekrar elime aldım. Kitabın yeni halinin kopyalarını da bu sergide sattım; kitabın İngilizce olmasının nedeni de bu.

Portakal Kız’ın ilginç bir yapısı var; masal kitabı olarak tanımlanabilir, şiir kitabı da denebilir… Peki sence bu kitap temelde neyi anlatıyor ve daha çok kimlere hitap ediyor?

Portakal Kız’ın görünen hikâyesi kendi köklerini bulmaya çalışan bir kızın, Portakal Kız karakterinin yolculuğu. Altında yatan ise kendine dönüp, kendini sorgulama ve kendini bulmaya çabasının hikâyesi. İlk bakışta, farklı gezegenleri gezen bir kızın macerası olsa da, kitabın temelinde daha içsel bir şeyler yatıyor. Aslına bakarsanız kitabı, karasızlık ve boşluğa düşme gibi hislerle mücadele ederken yazmıştım. Gerçi bir yandan da Portakal Kız’ı pek çok çocuk okuyucu boyama kitabı olarak kullanıyor ama içinde yatan mesajı düşününce her yaştan insan için yazıldığını söylemek mümkün.

Peki bu kitapta siyah-beyaz çalışmayı tercih etmenin sebebi nedir? 

İşin aslı şu ki siyah-beyaz çalışmalarım fazlasıyla detaylı ve bu kadar detaylı çizimi renklendirmeye çalışmak büyük bir kafa karışıklığı yaratacaktı. Bu nedenle kitaptaki resimlerin renksiz olmalarının daha iyi olacağına karar verdim. Aksi takdirde kitabın çok kalabalık olmaması için hikâyenin bir kısmından feragat etmem gerekecekti. Bir de hikâyenin, insanın aklında uyandıracağı renkleri önceden belirlemek istemedim; bazı şeyleri okuyucunun hayal gücüne bırakmak istedim, bir nevi Portakal Kız’ı boyama kitabı olarak kullanan çocukların yaptıkları gibi.

Çocuklardan söz açılmışken; Portakal Kız’ın kimilerince bir boyama kitabına çevrilmiş olması hakkında ne düşünüyorsun? Bir sanatçı olarak bu durum seni rahatsız ediyor mu?

Çocukların böyle bir şey yapıyor olmaları hoşuma gidiyor aslında. Portakal Kız’ın bir anlamda, çocukların kendilerini ifade etmesine vesile olması beni sevindiriyor. Bu kitap da benim çocuğum gibi olduğundan birlikte oyun oynuyorlarmış gibi bir hisse kapılıyorum.

Portakal Kız’ı bir yayınevine götürmektense kendin basmayı tercih ettin. Bu senin için nasıl bir deneyimdi?

Kitabın grafik tasarımı için Neşe Nogay’la, basımında ise Umut Matbaa ile çalıştım. Onlar da bu projeyi en az benim kadar sevdiler ve desteklediler. Benim bu süreç boyunca içinden çıkamadığım detaylar, sorunlar olduğunda dışarıdan projeye aynı şefkatle yaklaşan ama daha objektif bakabilen bir gözden yardım almanın önemi büyüktü. Mesela kitabın iç kapağını turuncu yapmak Neşe’nin fikriydi. Başka insanların projeye dahil olması ama yine de kontrolün bir yayınevinden ziyade bende olması, bana kalırsa projeyi olumlu yönde etkiledi. Kitaptan yalnızca 500 adet bastırdık. Bu kadar az baskı yapmış olmamız da Portakal Kız’ı alan herkesin aileye eklendiği hissini yarattı.

Şu ara neler okuyorsun? Bize tavsiyelerin var mı?

Sanatçıların hayatlarını anlatan kitaplardan çok etkileniyorum ve onlarda biraz da kendimden bir şeyler buluyorum. Kısa süre önce Susan Goldman Rubin’in The Yellow House’unu okudum. Paul Gauguin ile Van Gogh’un birlikte yaşadıkları Sarı Ev’de geçirdikleri zaman üzerine bir kitap ve oldukça etkileyici. Yeni okuduğum bir diğer kitap Janet Finch’in Beyaz Zakkum’u; hatta 90’lı yıllarda filmi de çekilmişti, ki onu özellikle izlemiyorum. Zira romandaki diyaloglar beni o kadar etkiledi ki, onları başkalarının canlandırdığını görmek içimden gelmiyor.

Bu arada kütüphanende birkaç çizgi roman da göze çarpıyor…

Çizgi roman okumayı çok severim. Art Spiegelman’ın Maus’u beni şu ana dek en çok etkileyen çizgi romandır; hatta beni en çok etkileyen roman da olabilir. Herkesin okuması gereken bir kitap bence. İleride bir çizgi roman yazmayı da denemek istiyorum ama bu beni şimdilik epey korkutuyor. Ailemdeki kadınlarla ilgili bir çizgi roman projesi var kafamda. Şu anda kitabın aile araştırması aşamasındayım ama ne zaman yazıp çizmeye koyulurum, henüz bilmiyorum.

Peki senin için sırada ne var?

Aslında kafamda birkaç kitap projesi daha var. İlk Portakal Kız’ı çıkarmış olmamın sebebi onun ilk göz ağrım olması. Benzeri projelere kesinlikle devam etmek istiyorum. Şimdilik hem tablolarımı yapmaya devam edeceğim hem de umuyorum ki zamanla başka kitaplar ortaya çıkaracağım. Ancak, başka bir yazı projesine atılmadan önce Portakal Kız’la biraz daha vakit geçirmeyi düşünüyorum.

 

 

 

 

More from Zeynep Sen

Fahrelnissa Zeid: İç Dünyaların Ressamı

Fahrelnissa Zeid ile tiyatrocu Şirin Devrim’in anı kitabı Şirin’de tanıştım. Türkiye’nin ilk...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir